2007-12-10

SAHiP CIKMADIGIMIZ GECMiSiMiZ -2


Orta Asya'dan göç etme bir efsanedir.
ECEVİT KILIÇ/SABAH/10.12.07

İTÜ öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder Anadolu'nun 1071 sonrasında Türkleştiği savına karşı çıkıyor: Buradaki insanın tarihi 40 bin yıl öncesine uzanıyor..
Genetik teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler sadece geçmişe değil geleceğe de ışık tutuyor. DNA moleküllerinin dizilişi pek çok kişi ve ulus için hayati öneme sahip "nereden geldim" sorusuna da yanıt veriyor. Ancak Türkiye'de bu konuda kapsamlı bir araştırma yok. Amerika ve Avrupa'da Oxford gibi birkaç üniversite ve yüklü bir ücret karşılığı bazı şirketler bireysel gen incelemesi yapıyor. Bir de National Geographic dergisinin devam ettirdiği "Genografi" projesi var. Bu merkezlere son dönemde Türkiye'den de başvurular yoğunlukta. Derginin ve ilgili şirketlerin sitesine girenler bir DNA numune paketi ve şifre alıyor. Ortalama olarak 100 ile 450 dolar arası bir ücret ödeniyor. Gönderilen paketteki çubukla ağız içinin bir bölümü kazınıyor ve çubuğun üzerindeki DNA numunesine hiç dokunulmadan gönderiliyor. Merkezde bu parça inceleniyor ve başvuranın atalarının nereden geldiği tespit ediliyor. Türklerle ilgili tüm bu genetik araştırmaların sonuçlarını yakından takip eden bir isim var: İTÜ İnsan ve Toplum Bilimi bölümü öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder. Kaliforniya Üniversitesi'nde antropoloji (İnsan kültürü, toplumu, biyolojisi üzerine araştırmalar yapan bilim dalı) eğitimi alan Binder, ardından tarih ve genetik bilimler üzerinden akademik çalışmalar yürüttü. Genetik miras tıbbın konusu olarak bilinse de antropolojinin ilgi alanına giriyor. Binder ile Türklerle ilgili genetik araştırmaların sonuçlarını konuştuk.
GELENLER YÜZDE 10-15
* Genetik araştırmaların Türklerle ilgili ortaya çıkardığı en büyük sonuç ne? Türkiye'de yaşayan insanların büyük bölümünün 40 bin yıl önce de bu topraklarda yaşamış olmaları. Yani Türkler 1071 yılında Anadolu'ya gelmedi hatta 40 bin yıldır buradan kıpırdamamışlar. Bu topraklara aitler, Orta Asya'dan geldiği söylenenler buralı aslında.
* Orta Asya göçü olmadı mı? Oldu ama gelenlerin sayısı çok az. Gen araştırmaları bugün Türkiye'de yaşayan insanların ne kadarının Orta Asya kökenli olduğunu ortaya çıkartıyor. Buna göre Türkiye'nin genetik yapısı tarih öncesi dönemde bugünkü şeklini alıyor.
* Göç edenler ne kadar az? Bu rakam ortalama yüzde 10-15 civarında. Yani Orta Asya'dan bu topraklarda yaşayanların yüzde 10-15'i gelmiş ve nüfus yapısını da değiştirememişler. Hiç de Orta Asya'dan Anadolu'ya 'bir kısrak başı gibi uzanan' bir durum söz konusu değil. Orta Asya göçü bir efsane. Zaten gelen az sayıdaki insanın geni de çok daha kalabalık yerli toplulukların içinde kaybolmuş. Ayrıca gelenlerin Türk mü, İranlı mı veya Afgan mı olduğunu da bilmek çok zor.
* Neden zor? Genetik araştırmada etnik bir tanımlama söz konusu değil. Genetik dağılımın araştırılması Türklerin kökenlerinin araştırılması anlamına gelmiyor. Çünkü 'Oğuz geni' veya 'Türk geni' diye bir şey yok. Genetik araştırma her insanın kökeniyle veya soyunun bugüne kadar nerelerde bulunduğuyla ilgili veriler taşıyor.
'TÜRKLÜK' KÜLTÜREL KİMLİK*
'Türk geni yok' derken neyi kastediyorsunuz? Türklük bizim ürettiğimiz kültürel kimlik. Aynı şekilde Yunanlılık da Ermenilik de bir kültürel tasarım ve kurgu. Türklük daha modern bir kavram ve son 200 yılın ürünü. Bugün bu topraklarda yaşayan insanların tarihi binlerce yıl önceden başlıyor. Yani herkese Türk diyemeyiz, Türklük bugünle ilgili. Kavramları biz icat ettik, herkese Türk dedik. Bizden öncekilerin kim olduğunu bilmiyoruz bile. Biz Uygurlara Türk diyoruz ama onlar kendilerine Türk demiyor. Etnik kimliklerden çıkarak bir şeylere ulaşmak çok zor. Türk olmak için Orta Asya'dan gelmek gerekmiyor. Türklük çok daha sonra oluşmuş bir kimlik. Göçle gelenler 1100'lü yıllarda "Danişmentname" adlı bir eser yazmışlar ama içinde Türk olduklarına dair tek bir kelime yok. Türk veya Türklük kelimesini ilk kullananlar yabancılar oluyor. Bir de Göktürkler kendilerine Türk demişler.
* Göç edenlerin sayısı ve etkisi bu kadar az ise Özbeklerle, Kırgızlarla veya Türkmenlerle bağımız nereden geliyor? Gen araştırmalarında çıkan sonuç Türkiye'de yaşayanların hiç de Türkmenlere, Özbeklere çok yakın olmadığıdır. Hatta uzak da diyebiliriz. Akrabalık ilişkisi anlamında ise Türkiye'de yaşayanların biyolojik olarak Orta Asya'yla bağlantısı yok. Sadece göç eden küçük bir grubun var. Eğer illa ki kan bağı olarak tanımlamak istenirse böyle bir kan bağı da yok.
* Türk Cumhuriyetler'iyle bir bağlantının olmaması bilinen veya resmi tarihe çok ters... Evet, resmi tarih sorunlu. Gelişmeler de resmi tarihi çürütüyor ve bu durumu sorgulamamız gerekiyor. Çünkü genler Türkiye'de yaşayanlar ile Orta Asya'dakiler; Türkmenler, Özbekler arasında var olduğu söylenen biyolojik yakınlığı yalanlıyor. İnsanların kafasında bizim Türkmenlere, Özbeklere, Uygurlara hatta Moğollara yakın olduğumuz gibi yerleşik fikirler var. Buradan yola çıkınca sonuç şaşırtıcı oluyor.
* Bugün Türk dediğimiz insanlar Orta Asya göçünden önce de bu topraklarda yaşıyorlarsa o zaman bu coğrafyanın bilinmeyen bir tarihi daha yok mu? Bu çok önemli. Orta Asya'dan göç etmeyen yüzde 85- 90'ın anlatılmayan öyküsü ve öyküleri var. Orta Asya göçünden önce Anadolu'da yaşayanların bizimle ilgisi yokmuş gibi başka topluluklar olarak gösteriliyor. Bizim atalarımız olarak gösterilmiyor. Onlar vardı ancak göçle birlikte biz gelince gittiler gibi anlatılıyor. Ama bu araştırmalar bunun öyle olmadığını gösteriyor. Onlar bizim atalarımız.
* Peki, gen araştırmalarının sonucuna göre Türkler kimlere yakın? İranlılar, Ürdünlüler, Yunanlılar, Süryaniler. Türkiye ile İran arasındaki genetik mesafe Türkiye ile Türkmenler arasındaki mesafeden daha az. Bunun nedeni de Türkiye'deki insanların hep bu coğrafyada yaşamış olması. Mesela Rusya'nın denetiminde olan ve Türkçe konuşan Tuva Türklerinin Türkiye'deki insanlarla genetik bağlantısı yok. Ancak Türkiye, İran ve Yunanistan genetik açıdan birbirlerine ayrılmaz biçimde çok yakın. Renklere vurursak Türkiye, Yunanistan, İran ve Ürdün aynı rengin farklı tonları. Ama doğuya doğru geçtiğiniz anda renk değişiyor. Türkiye'de yaşayanların kökeni Ortadoğu ve Akdeniz olarak çıkıyor. Yunanlılar, Ürdünlüler, İranlılar, Süryaniler ile yakınız ve akrabayız. Ama bu kesinlikle İranlıların soyundan geliyoruz ya da İranlılar bizim soyumuzdan geliyor anlamına gelmiyor. Genetik açıdan birbirine benzer bireyler rahatlıkla farklı etnik grupların üyeleri olabilirler. Bu farklılığın kaynağı genler değil, kültürel yaklaşımlar.
* Kürtler ve Ermeniler genetik olarak Türklere ne kadar yakın? Kürtler de binlerce yıldır bu topraklarda. Ama bize İranlılardan ve Yunanlılardan daha uzak, Özbeklerden ise daha yakınlar. Ermenilerin durumunu tespit etmek çok zor çünkü tehcir olayı var. Ama genetik bağlantıya göre İranlılar, Yunanlılar ve Ürdünlülerden hatta Türkmenlerden bile daha uzaklar.
* Son dönemde gen araştırması yaptıran kişilerin sayısındaki artışı neye bağlıyorsunuz? Çünkü insanlar bugüne kadar belli kategoriler içinde genellendiler. Herkese Türk veya Kürt denildi. Ama tarihe ilgi artınca sahip olunan kimlikle ilgili tatminsizlik yaşanmaya başlandı ve daha derine inme ihtiyacı hissedildi. Modern yaşamın getirdiği bir merak. Bir de gündemdeki Kürt, Türk ve Ermeni tartışmaları genetik meraka neden oluyor. Ama genetik araştırma yaptıranlar Amerika'da daha çok. Türkiye'de yeni başladı ve yoğun. Avrupa'da ise pek ilgi yok. Çünkü onlarda soyadların 600- 800 geçmişi var. Bu da bir belirginlik ortaya koyuyor.
* Gen araştırmalarının sonuçları ne kadar güvenilir? Son derece güvenilir. Çünkü genler bir anlamda insanların kara kutusu. İnsanların son 60 veya 90 bin yılda izledikleri yollar saptanabiliyor. Daha önce eski insanların, tarihçilerin yazdıklarından yola çıkılıyordu. Genleri ise insanlar yazmıyor, insan etkisinden neredeyse bağımsız. Eleştiriler ancak yöntemler ve işlemlerde yapılabilecek hatalarla ilgili olabilir.

2007-11-28

KANLI ŞEKER

SEKER KAMISINDAN SANAYiYE VE SONRA SERMAYE TRANSFERiNE




Ingiliz ile Ispanyollarin arasindaki onemli farklardan biride baktigi seyden nasil yararlanacagi konusu oldugunu tarih tescil etmistir. Kah iyi niyetinden, kah kotu… kah kurnaz olduklarindan, kah avanakligindan bu fark cok bariz sekilde tarihi etkilemistir.

15YY dan itibaren dunyayi somurgelestiren bu iki ulke tarumar ettigi kolonilerinde islerine yariyacak, ekonomik degeri olan herseyi tespit ediyor sonrada alip goturuyordu.

Ispanyollar; altin gumus vs gibi metalar ugruna koskoca Aztek, Inka uygarliklarini yokederken, Ingilizler Seminole, Sioux, Algonquin ve daha nicelerinin kanini emmis, bununla yetinmeyip diger kaynaklarinada bilhassa pamuk, misir ve seker kamisina bakmayi ihmal etmemislerdir.
Bunlarin icerisinde insanliga en buyuk acilar vermeye sebep olani ozellikle Karayiplerde bol bulunan SEKER KAMISI dir.
***

O gunlere kadar baharatlar gibi darasi ile altin degerinde olan ve o gunku ismi ile “beyaz altin” olan seker ve onu ureten seker kamisi yabani birsekilde tabiatta o gunku olcumler itibariyla sonsuz denilecek miktarda onlerinde duruyordu… fakat bu urunu toplayacak iscileri bulmak neredeyse imkansizdi. Once Yerliler kullanildi fakat bu da kisa surede pasta yemeye ve “5 cayi” icmeye damardan baglanan ingilizler icin yeterli degildi. Bunun uzerine yeni dunyadan Avrupaya seker kargosu dolu gidip bos gelen bu gemiler, daha sonralari ucgen rota cizerek Afrikaya ugramaya ve siyahlari kole olarak yeni dunyaya tasimaya basladi. Bu fikir oylesine tutmustuki, kole ticareti sadece seker tarlalarindaki isci ihtiyacina degil, kisa sure icerisinde ciftliklerden madenlere, ev hizmetinden seks ticaretine kadar yuzlerce alana yayilmisti.
***

Bu aliskanlik 19 YY Sanayi Devriminden sonra yavaslamis, kolelerin karin tokluguna yaptigini makinalar daha hizli ve daha az masrafla yapmaya baslayincada koleler kaderine ve sokaga terkedilmeye baslamisti.

FAKAT ORTADA BUYUK BiR PROBLEM VARDI VE BUNU GORMUYOR, INKAR EDIYOR, YOK SAYIYORLARDI.

Kole olarak getirilmis ve 19-20 YY gelindiginde artik sayilari milyonlarla ifade edilen, tek kelimeyle sokaga terkedilen bu insanlarin dunyasinda cok buyuk bir sosyo-kulturel catlaklar yaratilmisti. Aile yapisi, cemaat degerleri, namus anlayisi, kulturel hazine, sosyal ahlak, toplumsal saygi gibi degerler yumagini olusturan kumas coktan yirtilmisti. Nesillerin kulturlerini birbirine aktaraMAmasi, parcalalanan aileler, ilgisizlik, zorbalik, caresizlik, egitimsizlik, fakirlik gibi nedenlerden dolayi yokolup gitmis, yerine erozyona ugramis utanma duygusu, getto, varos, kriminal etkenlerin egoist kulturu yerlesmeye baslamisti. Toplumsal nefret, tahammulsuzluk, asagilamalar, reddedilmeler, haksizliklar, adaletsizlikler, yargisiz infazlar, Ku Klux Klan turu irkcilik, ayrilan mahalleler derken sehirler gittikce geriliyordu.

Giderek artan bu maraz, rahata alismis “Amerikan Ruyasi” stilinde yasamini surduren –elit irk- icin tehdit olusturmaya baslamisti… her an bir patlama ve isyan bekleniyordu. Bu da fazla gecikmedi ve 4 Nisan 1968 de liderleri Martin Luther King Jr'in bir manyak tarafindan kahpece oldurulmesi sonucu isyanlar basladi, sehirler darma dagan edildi, yakildi, yikildi ve pamuk ipligiyle birbirine bagli olan nufus o gun “cart” diye ikiye ayriliverdi. Sagduyulu siyahi liderlerin cagrisiyla dindirilen kan ve gozyasi yerini soru isaretlerine ve yaptigi hatalari arayan yoneticilerin uyanmasina birakmisti. Fakat bundan boyle tum sehirlerin merkezi siyahlara terkedilmis, Buffalo, Los Angeles, Detroit, New York gibi dunya merkezleri yakilip yikilmis, gettolasmisti. New York 30 sene cabadan, muazzam ekonomik ve siyasi degisimden sonra kismen rahatlamis isede basta Detroit olmak uzere pek cok ABD sehirleri kriz merkezleri haline gelmisti.
***

1960-70 li yillarda doruga ulasan uluslararasi liberal kapitalist iliskiler, sermayenin hudutlar disarisina cikabilmesi ve bu sermayenin transfer edilebilmesi ihtiyaci; artik bu turlu istikrarsizliklara musade vermiyecek kadar kompleks ve "pahali dert" haline gelmisti.
Ve Amerika uyandi.
Ardindan Avrupa uyandi.
Sonrada Asya kaplanlari uyandi.

Bu uyanis, artik iNSAN’a deger veren DEMOKRASi kelimesini dilinden dusurmuyordu. Seffaflik, demokrasi ve adaletin refaha giden yolun olmazsa olmaz kosullari oldugunu goruyordu.


Bu uyanis o ulkelerde hala UYUMAK isteyen MiLLiYETCiLiK, IRKCILIK sevdalilarinida tarihe gomuyordu.


Fakat uyanmayan, tersine daha derin uyumak isteyen, insanlarinin bir kismini gormeyen, inkar eden, yok sayan… digerlerinden ders almayan birkac ulke daha vardi.


BiLiN BAKALIM HANGi ULKELERDi BUNLAR

2007-11-22

Profesyonel Ordu Neden Hayal

Bugunlerde Profesyonel ordu tartismalari oldukca yogun. Bu tartismalari yapanlarin cesitli amaclari ve nedenleri var. Ama bu niyet hayal olmaktan ote gidemiyecek bir niyet.
Nedenmi?



1- Uzay teknolojisinin, gorunmez ucaklarin, gerilla-covert operasyon savaslarinin, nukleer silahlarin askeri guc oldugu 21. YY da kimi kaynaklara gore 500 bin, kimi kaynaklara gore 800 bin piyade tufeginin pek bir ise yaramadigi biliniyor. Demekki temelde birkac aylik yat-kalk-selam cak egitimi alan yuzbinlerce eratin dış dusmanlara tesiri pek fazla degil.

2- Bu durumun 20 kusur yildir birkac bin PKK linin karsinda dahi fazla etkili olmadigini en yuksek rutbeliler bile soyluyor.

Yani 800 bin askerin varligi dış dusmanlar icin de degil,

...PKK icin de degil.


.


Peki butun bunlari bilen devlet ve TSK hala neden 800 bin askeri silah altinda tutuyor? Sadece birkac aylik yat-kalk-selam cak egitimi alan bunca erat sivillerden baska kime karsi etkili olabilirki?






.

Hangi siviller?

Kim bu siviller?

Gurcistandaki, Suriyedeki, Bulgaristandaki sivillermi?

Yoksa bizmiyiz bu siviller?

Askeriyenin gorevi devleti baska ulkelerden korumakmidir yoksa sivillerden korumakmidir ?

Siviller icin polis var.

Asker namluyu sivillere hangi devlet biciminde dogrultur?

...

Yoksa askeriye daha evvel bir kac defa yaptigi "darbe" kartini elinden birakmak istemiyormu?

***



12 Eylul 1980 Cuma sabahi saat 03:59 da Harbiye Marsinin ardindan General Kenan Evren radyolardan sunlari anons ediyordu…


…İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini(*) yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.


Bu anons yapilirken mahallemizin derinliklerinde tank sesleri duyuluyordu. Muhtemelen sehrin her kosesindede ayni sesler duyuluyordu. Televizyon, radyo, gazete yayin merkezleri, resmi daireler, mahkemeler, parti binalari, belediyeler, bakanliklar, meclis, PTT binalari, telefon, elektrik santrallari, otobus terminalleri, tren istasyonlari, havalanlari, limanlar, ana cadde, meydanlar ve daha nice kilit noktalar yuzlerce ve yuzlerce silahli askerler tarafindan “el konulmus”tu.

Bu durum Ankarada, Istanbulda, Burdurda, Karsda, Zonguldakta, Corumda, Mardinde, Ayvalikta, Cihanbeylide, Cemisgezekte, Iskenderunda, Bafrada ve daha binlerce yerlesim merkezinde ayniydi. Birkac hafta icinde neredeyse tum devlet kurumlarinin basina bir subay tayin edilmis, belediye baskanindan kaymakamina kadar tum yetkililer yuzbasilara, albaylara devredilmisti. Elbetteki el konulan tesisin buyuklugune gorede etrafinda silahli nobetciler.

Kaba bir hesapla yuzbinlerle ifade edilecek sayida asker ulkeye el koymustu.

Turk Silahli Kuvvetlerinin buyuklugu yuzbinlerle degilde onbinlerle ifade edilen bir rakam olsaydi ayni etkide “el koyma” gerceklesebilirmiydi?

***






.

Darbe kartini elinden birakmak istemesi mechul olan bir ordunun nufusunu %80-90 oraninda kucultmesini istemek pek mantikli gibi gelmiyor bana. Boyle birseyi ummak biraz saflik olmazmi?


---------------

2007-11-17

SAHiP CIKMADIGIMIZ GECMiSiMiZ -1


BiLiM ADAMLARI

Kokoreçe birisi sahip cikmaya kalksa Turizm Bakanligi -bizim- oldugunu savunmak icin milyonlar doker ama genlerini tasidigimiz bu dedelerimize gelince sahip cikmiyoruz.
Iste islamiyet ve Nobel odulunden once yasamis bazi DEDELERIMIZ ve yasadiklari yerler:

Tales (MÖ 624-560). Milet, Aydin, Astronom, matematikci, filozof. Günümüzde dahi temel olarak ogretilen Tales Kuralinin babasidir. Pek cok kimse tarafindan "Bilimin Babasi" olarak kabul edilir.

Pisagor (MÖ 569-500). 12 Adalar, Sakiz Adasi, (Pisagor) Matematikci.

Hipokrat (MÖ 260- ).12 Adalar, Islamkoy (Kos) Adasi (Bodrum karsisi), Modern tibbin babasi

Bergamali Galen (ca. MÖ 290 ). Bergama, Izmir, Hippocrat'in hocasinin hocasi. Bergama da yasamistir. Galen, o gune kadar duadan baska pek fazla caresi bilinmeyen hastaliklari incelemis ve bugunku tibbin temellerini atmistir. Onun cok cesitli ameliyat araclari bugun hala kullaniliyor, o aletleri sicak suda yada ateste dezenfekte eden yine Galendir. Arkeologlar Bergamada MO 200 yillarina tarihlenen kafatasinda cay bardagi genisliginde kesik olan 5 yasindaki bir cocugun iskeletini bulmuslardir. Bu Galenin o tarihte beyin ameliyatina girismis oldunun gostergesi olarak kabul edilmektedir. Hatta kemiklerin iyilesmesinden kanaatle cocugun bir sure yasadigini soyleniyor.
Galen daha sonra imparatorun emriyle orduya alinmis, bu sayede Roma ordularinda yaralanan sakatlanan askerler birici dunya savasina kadar olan tum askerlerden daha sansliydilar deniyor. Daha sonra Hipokrat'in da hocasinin hocaligini yapmis, tibbiyenin isareti olan -bir direge dolanan yilan bile onun fikridir. Ilk tibbi dikis de dahil olmak uzere pek cok seyi icat eden bu BERGAMALI bizden sayilmiyor.

Izmirli Anaxagoras (MÖ 480-430). Izmir-Kelsinan beldesi... Gunesin tas-kaya gibi seylerden olusup yanar durumda oldugunu, Ay'in ise gunesin isigini yansittigin soylemistir. Gunes ve ay tutulmasinin kesin hesaplarini yapmis.

Milet'li Anaximander (MÖ 610-545). Aydin, Milet, Tales'in talebesi, "sonsuz" fikrinin babasi. Dusuncelerini kaydeden ilk filozof. O tarihteki dunya haritasini yapmistir.

Milet'li Anaximenes (MÖ 570-500). Aydin, Milet, Anaximander'in talebesi, gokkusaginin tanrilarin isi degil, havadaki nemden olustugunu bulmustur. Yasamin mitolojik degil mantiksal, teorik, insani dusunce tarzi ile aciklanabilecegi fikrinin babasidir.

Antalyali Apollonius (MÖ 262-190). Perge, Antalya, Matematikci, elips, hiperbol ve parabol isimlerini koyan ve bunlarla ilgili tum hesaplarin babasi. Gezegenlerin eliptik yorungelerini anlamamizi saglayan bilim adami.

Sakiz'li Aristarchus (MÖ 310-230).12 Adalar, Sakiz Adasi, Dunyanin Gunes etrafinda dondugunu soylemis, mesafeyi kabaca hesap etmis.

Canakkaleli Callippus (Cyzicus, MÖ 370-300). Kapi Dagi-Canakkale, Astronom, Gezegenlerin hareketini hesaplamis.

Sakiz'li Conon, (MÖ 300-???). 12 Adalar, Sakiz Adasi, matematikci

Epikur (MÖ 341-270). 12 Adalar, Sakiz Adasi, Kaderin tanrinin isi degil tabiatin isi oldugunu soyleyen filozof.

Antalyali Eudoxus (MÖ 408-360). Tekir, Antalya, matematikci ve astronom, (integral) alan hesaplarinin babasi

Efesli Heraklitus (Ephesus, MÖ 535-475). Efes, Dunyanin bir zamanlar ates oldugunu soylemis.

Zonguldakli Heracleides (Heraclea, MÖ 390-320). Kdz Ereglisi, Astronom, Venus ve Mars in gunesin etrafindaki gezegenler oldugunu soylemis ayrica ilk defa 24 saat kavramini ortaya atmis.

Iznikli Hipparchus (MÖ 190-120) iznik, matematikci ve astronom, trigonometri tablosunun babasi ayrica gezegenlerin pozisyonlarini bulmus.

Sakiz'li Hippocrates. 12 Adalar, Sakiz Adasi, Matematikci

Milet'li Leucippus (MÖ 490-???). Milet, Aydin, Matematikci, Atom fikrini ilk ortaya atan.

Sakiz'li Oenopides (Chios, MÖ 480-???). 12 Adalar, Sakiz Adasi, filozof, Dunyanin kutuplardan gecen eksen acisinin hesabini yapmis.

Hatay'li Poseidonius, (MÖ 140-50). Hatay, Ekvatorun cevresinin hesabini YANLIS yaptigi icin 1500 sene sonra onu baz alan Kristof Kolombo ya yanlis bilgi aktarmis oluyor.

Manisali Strato, (MÖ 340-290). Sardis (Sardes), Lidya/Manisa civari, fizikci, dusen cisimlerin fizigini incelemis. Kainattaki herseyin madde ve enerjiden ibaret oldugunu soylemistir.

Izmirli Teon (MÖ 70-120). Izmir, Matematikci, "Rakamlar Teorisi" ve tek-cift-bolunur-bolunmez rakamlar ve rakamlarin muzikle irtibati konusunu incelemistir.

Sakizli Theodorus (MÖ 500). 12 Adalar, Sakiz Adasi, Heykeltras, Mimar. Metallerin dokum ve kaliplanmasi bugun hala kullanilir.

Istanbullu Philo, (MÖ 280-220). Istanbul, Bugun hayati degeri olan Pnomatik (hava basincli makinalar) ve hidrolik (su basincli makinalar) muhendisliginin temellerini atmis, Liman muhendisligi konusunda onemli calismalarda bulunmus ve butun calismalarini "Compendium of Mechanics" (Makina Muhendisligi Kulliyati) adli kitapta toparlamis onemli bir bilim adami.

Manisali Bathycles, (MÖ 500), Manisa, Meshur Apollo heykelini yapan heykeltraslardan.

Cabir al Harran (721-815), Harran Urfa, Modern kimya biliminin babasi. Cesitli asit ve metallerin ayristirilmasi, metal kaplama, deneysel kimya teknikleri ve "kimya fihristi" gibi calismalari daha sonra Avrupa kimya bilgisinin temellerini olusturmustur.
-------
Devami SAHIP CIKMADIGIMIZ GECMISIMIZ-2

2007-11-14

ÜLKÜCÜLERiN TARiHi


Sene 1921: Lenin Rusyasi K Dogu Anadoludan cikar ve Turkiye ile 25 senelik Moskova Anlasmasi imzalar. Bu antlasmaya 1925 ten itibaren 20 senelik Saldirmazlik Antlasmasi maddeleri eklenir.

1939: Ikinci Dunya Savasi baslar

1945: Ikinci Dunya Savasi biter. ABD ve Rusya kazanir. Rusya Dogu Almanya basta olmak uzere Avrupadan askerlerini geri cekmekte gonulsuz davranir. Rusyanin Turkiye ve Iran dahil Dogu Avrupayi direkt/indirekt isgal planlari baslar.

1946: Turkiye 1921 anlasmasini yenilemek ister fakat Rusya reddeder. Inonu isgal tehlikesi karsisinda kara kara dusunmeye baslar.

1948-49: Birkac Avrupa ulkesi ABD, Kanadayi da aralarina alarak NATO yu kurar. Turkiye katilmak ister. Iki ana sarttan biri ulke savunmasi icin karayollari agi ve “sozde degil ozde” cok partili hayata gecis. Inonunun hosuna gitmesede dahi calismalar baslar. Koyluler “bir godik arpaya muhtac” yol insaatlarinda calistirilir. Menderes iktidari 1950 de Inonuden alir.

1952: Turkiye Yunanistan ile birlikte NATO ya girer. Pek cok sivil ve uniformali kimseler ABD de Sovyet yayilmasina karsi planli egitimden gecer (bakiniz -Truman Doktrini ve 1975 e kadar -cok gizli- tutulan NSC-68 Dokumani), Nato ve uye ulkeler bunyesinde Ozel Harp Daireleri kurulur. Egitilmek uzere giden bu gruba 25 Kasim 1917 Kibris dogumlu Huseyin Feyzullah (1937 den itibaren once Ali Arslan, sonra Alparslan Turkes) ve resimdeki Fethi Tevetoglu dahildir. Boylece Ozel Harp Daireleri bunyesindeki Gladio (Turkiyede sivil ayak Bozkurtlar, Ulkuculer, Ergenekon ve devlet icindeki ayak Kontr-Gerilla) fikrinin tohumlari atilmaya baslandi.

1953: Iran da Basbakan Musaddik ulkede demokratik bir rejim kurmaya calisti fakat bu ABD ve Ingiltere tarafindan bir darbe ile engellendi. Daha sadik Sah ve ordu iktidari ele gecirdi.

1960: Ayni seyler Menderesin basina geldi. 27 Mayıs sabahına, ülke, darbecilerin sözcüsü Albay Alparslan Türkeş'in "NATO ve CENTO'ya bağlıyız" sözcükleriyle uyanmıştır. Darbe sonrasi yapilan 1961 Anayasasindaki genis ozgurlukler ve isci haklari gibi pozitif adimlarin sebebi daima celiskili yorumlara maruz kalmistir. Asil sebebi o tarihlerde sanayi ve teknolojide muthis atilimlarda bulunan Amerikan ekonomisi "tuketici toplum"un nimetlerinden muazzam bir sekilde yararlaniyordu ve bu kulturel ve ekonomik patlama dunyaya "kultur emperyalizmi" olarak ihrac ediliyordu. O tarihlerdeki ABD hayranligi zirvedeydi. Bu ekonomik patlamadan en fazla yararlananlar ise ABD nin sanayisindeki Amerikan Ruyasini yasayan iscilerdi. Haklarini daha cok alan isciler daha cok calisip ABD nin dunya prestijini arttiriyorlardi.
Bu donusumu farkeden Amerikali ekonomistler (Marshall Plani) bu fikri dunyayada ihrac etmeleri halinde o toplumlarinda tuketici ve zengin olacagini zannediyor ve bu durumda otomatikman Sovyet tehlikesinin bertaraf edilecegini umuyorlardi. Bu nedenle Turkiyede de hak ve ozgurlukler isteyen olmadigi halde genisletilmisti.
Oysa degil sanayisi, iscileri bile olmayan Turkiye gibi ulkelerde bu denli ozgurluk ve degisim "hazineden gecinenleri" rahatsiz etmeye baslamisti.

Erken 1960 lar: Bir yandan Ozel Harp Dairesi dahil pek cok devlet kurumunun icine sizan Gladio/Ergenokoncular, diger yandan halk icinde kendine taraftar saglama amacindaydi. Ama nasil? Sovyet ordusundan ayrilip Nazilere katilan, sonradan Ugur Mumcu tarafindan desifre edilen CIA uyesi, MHP-Ulkuculer-Turancilik fikrinin babasi Ruzi Nazar bu konuda epey fikir sahibiydi...

1960 lar:
SSCB nin ideoloji ihracatindan Turkiyede payini alir. Solcu genclik guclu bir sekilde orgutlenmeye baslar. Polis ve gosteri yapan solcu gencler surekli catisir.“Polisler cocuklari dovuyor” oldukca kotu bir imaj oldugu icin Gladio ve o zamanki CMKP (sonradan MHP olark degistirildi) ve baskani Basbug Alparslan Turkes in Hitlerden bozma ideolojik tasarimi olan Ergenekon/Bozkurtlar/Ulkuculer vs lumpen genclerden olusturdugu genclik bu solcularin karsisina “dara” olarak cikartildi. Artik "gencler gencler ile catisiyordu" (!).


1971: "Gencler gencler ile catisiyor" bahanesi sonucu gelen 12 Mart Muhtira/Darbesi.
Isin aslindaki neden ise 1960 darbesi sonrasi iscilere ve halka verilen haklarin geri alinmasi projesiydi. Genclerin genclerle catismasini sanki baskasi orgutlemis gibi davranan darbeciler bu bahaneyle ikinci kere iktidari ele gecirerek Turkiyenin siyasi gidisatini tam anlamiyla vesayet altina alip parlamenterler ve siyasi partileri “sozde” meclis haline getirdi.
Furyaaa!
Yahyalar, Sellefyanlar, Hayali Ihracatlar, elit sanayiciye tesvikler, ithalata kisitlamalar (kalitesiz mallarimizi alsinlar), devlet bankasinin mudurunu doverek kredi alan yegenler… ve 70 cent’e muhtac kalinan, yag kuyrugunun oldugu yillar. Elbette haril haril ogretmen yetistiren okullardan baslayarak universiteleri ele geciren, hazineyi yagmalamaya itiraz edenleri haklayan Ulkuculer.
Bu arada ismi hic bir sekilde Genel Kurmay yada Kuvvet Komutanligi zincirinde olmayan Kenan Evren birdenbire Ege Ordu Komutanligina getiriliyor. Evren'i bu goreve teklif eden Alpaslan Turkes dir. Turkes, zamanin basbakani Suleyman Demirel'e tavsiye eder, o da zamanin Genel Kurmay Baskani Semih Sancar'a bildirir. Sancar da bunu uygun gorur.
Turkiyedeki Kontrgerillanin sefi Kenan Evren ile Alpaslan Turkes'in baglantisi elbetteki tesaduf degildir.

1980: Derin Devletin cercevesini cizdigi dar siyasi arenada ulkenin ekonomik ve sosyal sorunlarina cozum getiremeyen politikacilarin bazilari -bana ne- tavri ile yagmalama pesindeyken, bir kismida onlari durdurmak derdiyle siyasi yasami tikar hale gelmislerdi.
Bosalan hazine, batik ekonomi, sokaklar kan dolu, kurtarilmis mahalleler, sehirler, uluslararasi anlasmalar bile yapilamaz halde. Kontr-Gerilla komutani Darbeciler artan komunist tehlike uzerine “o zaman yanlis yaptik, simdi duzeltelim” anlayisi ile bir darbe daha yaptilar. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduğu ve CIA nin darbe gecesi Başkan Jimmy Carter'a "bizim çocuklar işi bitirdi" anlamında bir mesajının, bir toplantının ortasında iletildiğinin anlaşılması, 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu da tartışmalara açtı. Ilk islerden biri sessizce fason/gostermelik dusman Yunanistanin 19 Ekim 1980 de NATO ya tekrar kabulu idi. Bundan sonra yetkisi ve gucu neredeyse yok denilecek kadar azalan hukumet ve meclis; hazine hortumlamasindan, ic savasa, Selimiye va Mamak Tatil Koyundeki iskencelerden, Kastelli dunyasina, Oyak HOLDING in dayanilmaz basarisindan, banka bosaltmaya kadar olan biteni seyrediyordu.

1990: SSCB nin dagilisi ve ihtiyac kalinmayan Ulkuculerin bir kisminin cek-senet businessine baslayisi.

1993: Kurt sorunu konusunda herseyi askere devreden jet-ski hukumeti issiz kalan Ulkucu kardeslerimize yesil pasaporttan, Susurluk silahlarina, Kontrgerilla vazifesinden devlet ihalelerine kadar cesitli sekillerde kucak aciyordu.


Sanirim 1993 ten buyana olan bitenler Semdinli dahil hersey hala hafizalarda taze sayilir.
***

Parmaklarini kurt kafasi seklinde buzerek, Osmanlinin bayragini simge olarak alip kelli felli birseymis gibi gorunmeye calisan, ABD tasarimi oldugu halde ABD ye karsiy-MIS gibi yapan ulkuculerin anli-sanli tarihi bu kadar. Evveliyati olarak sunulan Ergenekon Destani ise “develer tellal iken” masali kadar romantik fakat ne yazikki 20 YY da tureyen Gladiocular tarafindan icat edilmis bir hayal urunu.

Resimler: Radikal Gazetesi, gizlibelge.com

2007-11-09

Erzurum Kongresi Kararları


Asıl Metindir

Şarkî-Anadolu Vilayâtı’nın Erzurum Kongresi Beyannamesi’dir. 7 Ağustos 1335 (1919)Erzurum

Bismillah
Mütareke’nin (30 Ekim 1918’de Mondros Limanı’nda) akdini müte’akib gittikçe artan ahd-şikenâne mu’amelat; ve İzmir, Antalya, Adana ve Havalisi gibi aksâmi mühimmei Memalikimiz’in fiilen işgali; ve Aydın Vilayeti’nde ikaa edilen tahammülsüz Yunan fecâyi’i; ve Ermenilerin Kafkasya dahilinde hududlarımıza kadar dayanan (Nahçıvan-Iğdır-Kağızman-Sarıkamış-Kars-Göle’deki) katli’am ve imhâyı İslam siyasetiyle, istila hazırlıkları; ve Karadeniz sahilinde Pontus Hayali’ni tahakkuk ettirmek gayesiyle hazırlıklar yapılması; ve sırf bu maksatla Rusya (Karadeniz) Sahilleri’nden akın akın Muhacir namı altında gelen (Rus teb’ası) Rumların ve bu meyanda da müsellâh (Rum) Eşkıya Çeteleri’nin sevk ü celb edilmesi gibi hadisat karşusunda, Mukaddes Vatan’ın inkısam ve inhilal tehlükesini gören Milletimiz hiçbir iradei milliyeye istinad etmeyen Hükümeti Merkeziyyemiz’in bu âlam ü fecâyi’a çâresâz olamayacağına, emsali meş’umesiyle kaani; ve birçok mü’essirat tahtında, ihtimal ki daha elîm ve gayrikaabili hazm ü kabûl mukarrerata da serfürû edeceğinden, endışenâk bulunuyor.
Binâen’aleyh, kendini en yakın ve hûnin tehlikeler karşusunda gören Şarki Anadolu Vilayâtının Mukaddesatını bizzat muhafaza gaayesiyle, her taraftan Vicdanı Millîden doğmuş Cem’iyyetler’in iştirâkıyle, ahîren mün’akid olan Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 335 (1919) tarîhinde mesâ’îsine hitam vererek bi-Lûtfihi-Taala bervechi âtî mukarreratı ittihaz etti:
1- Tırabuzon Vilâyeti (Rize, Tırabuzon, Gümüşhane, Giresun, Ordu) ve Canik (Samsun) Sancağı’yla, Vilâyâtı Şarkiyye nâmını taşıyan: (Bayazıd/Ağrı ili Erzurum, kuzey Bingöl, Kiğı, Yusufeli ve Bayburd’u içine alan) Erzurum, (Amasya, Tokat, Şarkîkarahisar/Şebinkarahisar, Sivas/Merkez Sancaklarıyla) Sivas, (Siverek, Diyarbekir, Mardin ve Palu kesimini içine alan) Diyarbekir, (Adıyaman, Malatya, Dersim/Tunceli, Harput/Elaziz’i içine alan) Mâmûretilazîz, (Hakâri ve Van illerini içine alan) Van, (Si’ird, Bitlis/Merkez, Muş ve Güney Bingöl/Genç bölgelerinden kurulu) Bitlis Vilâyâtı ve bu saha dahilindeki (Erzincan ve Samsun gibi) Elviyei Müstakılle, hiçbir sebeb ve bahâne ile, yekdiğerinden ve Cami’ai Osmâniyye’den ayrılmak imkanı tasavvur edilmeyen, bir külldür.
Sa’adet ve felâkette iştirâki tammı kabul ve mukadderâtı hakkında ayni maksadı, hedef ittihaz eyler. Bu sâhada yaşayan bilcümle ‘Anasıri İslamiyye, yekdiğerine karşı bir hissi fedâkârî ile meşhûn ve vaz’iyyeti ‘ırkıyye ve ictimâ’iyyelerine riayetkâr, özkardaştırlar.
2- ‘Osmanlı Vatanı’nın Tamâmiyyeti ve İstiklâli Millimiz’in Te’mini ve Maakamı Saltanat ü Hilafet’in Masûniyyeti içün, Kuvâyî Milliyye’yi ‘amil ve İrâdei Miliyye’yi hakim kılmak esastır.
3- Her türlü işgaal ve müdâhale, Rumluk ve Ermenilik teşkili gaayesine ma'’tûf telâkkî edileceğinden, müttehiden müdâfa’a ve mukaavemet esası, kabûl edilmiştir. Hâkimiyyeti siyâsiyye ve muvâzenei ictimâiyyeyi muhill olacak sûrette, ‘Anâsırı Hırıstiyâniyye’ye yeni bir takım imtiyâzat i’tası kabûl edilmeyecektir.
4- Hükûmeti Merkeziyye’nin bir tazyîki Düvelin karşısında, buraların terk ve ihmâli ıztırârında kalması ihtimaline göre, Makaamı Hilâfet ve Saltanat’a merbûtiyyetini ve mevcudiyyet ve Hukuukı milliyeye kâfil tedâbîr ve mukarrerât, ittihaz olunmuştur.
5- Vatanımız’da öteden beri birlikte yaşadığımız Anâsıri Gayrimüslime’nin Kavânîni Devleti Osmâniyye ile mü’eyyed hukuukı müktesebelerine, tamâmiyle ri’âyetkârız. Mâl ü cân ve ırzlarının masûniyyeti, zaten mukteziyyâtı diniyye, ‘an’anâtı milliyye ve esâsâti kaanûniyyemizden olmağla, bu esâs, Kongremiz’in kanâ’ati umûmiyyesiyle de te’yid olunmuştu.
6- Düveli İ’tilâfiyye’ce, Mütâreke’nin imza olunduğu 30 Teşrinievvel 334 (Ekim 1918) tarihindeki hudûdumuz daahilinde kalan; ve her mıntıkasında olduğu gibi, Şarkî-Anadolu Vilâyetleri’nde de, ekseriyyeti kaahireyi İslâmlar teşkîl eden; ve harsî, iktisâdî tefavvuku Müslümanlar’a ‘aid bulunan; ve yekdiğerinden gayrikaabili infikâk özkardaş olan din ve ırkdaşlarımızla meskûn Memâlikimiz’in, mukaasemesi nazariyyessinden bilkülliyeye sarfinazarla; mevcûdiyyetimize, hukuuki târihiyye, ‘ırkıyye, dinniyemize ri’âyet edilmesine; ve bunlara mugaayir teşebbüslerin, tervic olunmamasına; ve bu sûretle, tamâmiyle hakk ve ‘adle müstenid bir karâra, intizâr olunur.
7-Milletimiz insânî, ‘asrî gaayeleri tebcîl; ve fennî, sınâî, iktisadî hâl ve ihtiyâcımızı takdir eder. Binâen’aleyh, Devlet ve Milletimiz’in, dahilî ve haricî istiklâli; ve Vatanımız’ın Tamâmisi Mahfuz kalmak şartiyle, Altıncı Mâdde’de musarrah hudud dahilinde; milliyet esâslarına ri’ayetkâr ve Memleketimiz’e karşı istilâ emeli beslemiyen herhangi bir Devlet’in: Fennî, sınâ’i, iktisâdî mu’avenetini memnuniyyetle karşılarız. Ve bu şerâit ‘adile ve insaniyyeyi muhtevî bir Sulh’unda, ‘acilen takarruru, selâmeti beşer ve sükûni alem nâmına, ahassi âmâli milliyemizdir.
8- Milletler’in kendi mukadderâtını, bizzât ta’yin ettiği bu târihî devirde, Hükümeti Merkeziyyemiz’in de irâdei milliyeye tâbi’ olması zarûrîdir. Çünki, irâdei milliyyeye gayrimüstenid herhangi bir Hey’eti Hükümetin, (Millet Meclisinden kuvvetini almayan)’ indî ve şahsî mukarrerâtı, Millet’çe mutâ olmadıktan başka, haricen de mu’teber olmadığı ve olmıyacağı, şimdiye kadar mesbûk ef’al ve netayic ile, sâbit olmuştur.
Binâen’aleyh, Millet’in içinde bulunduğu halî zucret ve endişeden kurtulmak çârelerine bizzat tevessülüne hâcet kalmadan, Hükümeti Merkeziyyemizin Meclisi Milli’yi heman ve bilâifatei an toplanması; ve bu suretle, Mukadderâtı Millet ve memleket hakkında ittihaz eyliyeceği bilcümle mukarrerâtı, Meclisi Milli’nin murâkabesine ‘arzetmesi mecbûrîdir.
9- Vatanımızın mâ’ruz kaldığı âlâm ve hâdisât ile, ve tamâmen ‘ayni maksadla Vicdâni Milliden doğan (“Tırabuzon Muhâfazai Hukuukı Milliyye Cem’iyyeti”, “Viyâyâtı Şarkiyye Hukuukı Milliyye Cemiyyeti”, Diyarbekir Muhafazai Vatan” adlarındaki Cem’iyyetlerin İttihâd ve İttifâfından hâsıl olan kütlei ‘umûmiyye, bu kerre, Şarkî-Anadolu Müdâfaai Hukuuk Cem’iyyeti ünvaniyle tevsim olunmuştur.
İşbu Cem’iyyet, her türlü fırkacılık cereyanlarından külliyen ‘aridir. Bilcümle İslâm Vatandaşlar, Cem’iyyetin A’zayi Tabî’yyesindendir.
10- Kongre tarafından müntehab bir “Hey’eti Temsiliyye” kabûl, ve köyler’den bil’itibâr Vilâyât Merâkizi’ne kadar, mevcut Teşkîlati Milliyye, tevhîd ve te’yid olunmuştur.
7 Ağustos 335 (1919) Pencşenbe (İmza Kongre Hey’eti)
"http://tr.wikisource.org/wiki/Erzurum_Kongresi_Kararları"'dan alındı

ASIMILASYONMU ENTEGRASYONMU?






1. Asimilasyon,
1a. Adaptasyon,
2. Entegrasyon,
3. Ortaklık.

Bir kültürün/bireyin bir başka kültürle/bireyle irtibat derecesini belirleyen 4 ana form bunlar. Her iki kültürün birbirlerine olan saygı derecesi en kötüden en iyiye doğru bu şekilde gider.

Asimilasyon: iki kültürün bir arada yaşamasının en kotu bicimi asimilasyondur. Birinci kültürün ikincisini yok sayması ve tamamen kendine uydurması durumu. İkinci kültürün varlığından bile söz etmek mümkün değildir. TV deki uzay yolu filmlerindeki Borgların ele geçirdiklerini robotlaştırıp kendilerine benzetmesi uç bir örnek olarak verilebilir.
ABD deki Kızılderilileri tras edip, ceket giydirip, okula gönderip, Hıristiyan yapmak asimilasyona bir örnektir. Kısacası uyumun tek yönlü olması beklenir. Yediğimiz yiyeceklere olan biten bir tur asimilasyondur. http://en.wikipedia.org/wiki/Kurds_in_Turkey

Adaptasyon: Asimilasyonun “gönüllü” bicimidir. Bizim “alamancılar” dediğimiz insanların, ABD ye giden göçmenlerin ya da köyden şehire gelenlerin içinde bulunduğu durum. Yada şehirden köye/köyden şehire gidenlerin oraya uyması gerektiği gibi. http://en.wikipedia.org/wiki/Adaptation

Entegrasyon: İki ya da daha çok ünitenin bir araya ortak amaç maksadıyla bir araya gelmesi durumundaki etkileşim. Sportif anlamda FIFA, Siyasi anlamda Avrupa Birliği buna en iyi örnek. Her üye kendi özgün değerlerini korurken değişken olan faktörleri ortaklaşa yürütürler. İskoçya-İngiltere-Galler birliği de buna bir örnektir.
Değişmeyen ve değişken faktörlere örnek: her ülkenin kendi lisan, tarih ve coğrafyası değişmezken, ekonomi, sosyal ihtiyaçlar, para ve standartlar kolektif organizasyon tarafından yürütülür. Üyeler eşittir. Üyelikte zorlama yoktur ama üyelerin uyumunda zorunluluk vardır. http://en.wikipedia.org/wiki/Economic_integration

Ortaklık: Anlaşılması en kolay birlik formu. Birlikteliğin hangi konularda nasıl olacağı belirlenmiştir. Bunun dışındaki konularda her iki taraf da tamamen özgürdür. İkili ekonomik anlaşmalar, NATO, Gümrük Birliği, şirketler.
***

Detaylarına girmeden baktığımızda Osmanlı’nın çözülüp dağılması Kanuni’den sonra başlıyor ve Osmanlı Devletine 1919 da en son isyan edip başkaldıranlar ise Mustafa Kemal veya -genel anlamda- Türkler. Yunanlılar, Arnavutlar, Araplar, Ermeniler, Kürtler, vs 1918’e kadar olan isyanlar veya anlaşmalar surecinde hukuken ve fiilen ayrılmışlardı.

Dağılıp giden bu birliktelikten iki toplum; Türkler ve Kürtler 1919 yazında Erzurum’da bir araya gelerek yeni bir devlet kurmak için bir araya geliyorlar. Erzurum Kongresine katılan delegelerin bu birliktelikten anladığı yukarıda bahsettiğim “2.” maddedeki yani ENTEGRASYON formundadır.Omuz omuza verilen mücadele sonrasında, 1924’te yeni kurulan devletin TÜRK ortağı, KÜRT olan ortağını tek taraflı olarak yok saymaya ve ASIMILE etmeye karar vermiştir.

Bugün başımıza bela olup bunca insanimizi, ekonomimizi, uluslararası itibarimizi mahveden olayların arkasındaki mesele budur.

Ve tekrar Erzurum kongresindeki ruha, saygıya, eşitliğe ve dostluğa dönülmedikçe bu sorun bitmez.