2007-12-10

SAHiP CIKMADIGIMIZ GECMiSiMiZ -2


Orta Asya'dan göç etme bir efsanedir.
ECEVİT KILIÇ/SABAH/10.12.07

İTÜ öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder Anadolu'nun 1071 sonrasında Türkleştiği savına karşı çıkıyor: Buradaki insanın tarihi 40 bin yıl öncesine uzanıyor..
Genetik teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler sadece geçmişe değil geleceğe de ışık tutuyor. DNA moleküllerinin dizilişi pek çok kişi ve ulus için hayati öneme sahip "nereden geldim" sorusuna da yanıt veriyor. Ancak Türkiye'de bu konuda kapsamlı bir araştırma yok. Amerika ve Avrupa'da Oxford gibi birkaç üniversite ve yüklü bir ücret karşılığı bazı şirketler bireysel gen incelemesi yapıyor. Bir de National Geographic dergisinin devam ettirdiği "Genografi" projesi var. Bu merkezlere son dönemde Türkiye'den de başvurular yoğunlukta. Derginin ve ilgili şirketlerin sitesine girenler bir DNA numune paketi ve şifre alıyor. Ortalama olarak 100 ile 450 dolar arası bir ücret ödeniyor. Gönderilen paketteki çubukla ağız içinin bir bölümü kazınıyor ve çubuğun üzerindeki DNA numunesine hiç dokunulmadan gönderiliyor. Merkezde bu parça inceleniyor ve başvuranın atalarının nereden geldiği tespit ediliyor. Türklerle ilgili tüm bu genetik araştırmaların sonuçlarını yakından takip eden bir isim var: İTÜ İnsan ve Toplum Bilimi bölümü öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder. Kaliforniya Üniversitesi'nde antropoloji (İnsan kültürü, toplumu, biyolojisi üzerine araştırmalar yapan bilim dalı) eğitimi alan Binder, ardından tarih ve genetik bilimler üzerinden akademik çalışmalar yürüttü. Genetik miras tıbbın konusu olarak bilinse de antropolojinin ilgi alanına giriyor. Binder ile Türklerle ilgili genetik araştırmaların sonuçlarını konuştuk.
GELENLER YÜZDE 10-15
* Genetik araştırmaların Türklerle ilgili ortaya çıkardığı en büyük sonuç ne? Türkiye'de yaşayan insanların büyük bölümünün 40 bin yıl önce de bu topraklarda yaşamış olmaları. Yani Türkler 1071 yılında Anadolu'ya gelmedi hatta 40 bin yıldır buradan kıpırdamamışlar. Bu topraklara aitler, Orta Asya'dan geldiği söylenenler buralı aslında.
* Orta Asya göçü olmadı mı? Oldu ama gelenlerin sayısı çok az. Gen araştırmaları bugün Türkiye'de yaşayan insanların ne kadarının Orta Asya kökenli olduğunu ortaya çıkartıyor. Buna göre Türkiye'nin genetik yapısı tarih öncesi dönemde bugünkü şeklini alıyor.
* Göç edenler ne kadar az? Bu rakam ortalama yüzde 10-15 civarında. Yani Orta Asya'dan bu topraklarda yaşayanların yüzde 10-15'i gelmiş ve nüfus yapısını da değiştirememişler. Hiç de Orta Asya'dan Anadolu'ya 'bir kısrak başı gibi uzanan' bir durum söz konusu değil. Orta Asya göçü bir efsane. Zaten gelen az sayıdaki insanın geni de çok daha kalabalık yerli toplulukların içinde kaybolmuş. Ayrıca gelenlerin Türk mü, İranlı mı veya Afgan mı olduğunu da bilmek çok zor.
* Neden zor? Genetik araştırmada etnik bir tanımlama söz konusu değil. Genetik dağılımın araştırılması Türklerin kökenlerinin araştırılması anlamına gelmiyor. Çünkü 'Oğuz geni' veya 'Türk geni' diye bir şey yok. Genetik araştırma her insanın kökeniyle veya soyunun bugüne kadar nerelerde bulunduğuyla ilgili veriler taşıyor.
'TÜRKLÜK' KÜLTÜREL KİMLİK*
'Türk geni yok' derken neyi kastediyorsunuz? Türklük bizim ürettiğimiz kültürel kimlik. Aynı şekilde Yunanlılık da Ermenilik de bir kültürel tasarım ve kurgu. Türklük daha modern bir kavram ve son 200 yılın ürünü. Bugün bu topraklarda yaşayan insanların tarihi binlerce yıl önceden başlıyor. Yani herkese Türk diyemeyiz, Türklük bugünle ilgili. Kavramları biz icat ettik, herkese Türk dedik. Bizden öncekilerin kim olduğunu bilmiyoruz bile. Biz Uygurlara Türk diyoruz ama onlar kendilerine Türk demiyor. Etnik kimliklerden çıkarak bir şeylere ulaşmak çok zor. Türk olmak için Orta Asya'dan gelmek gerekmiyor. Türklük çok daha sonra oluşmuş bir kimlik. Göçle gelenler 1100'lü yıllarda "Danişmentname" adlı bir eser yazmışlar ama içinde Türk olduklarına dair tek bir kelime yok. Türk veya Türklük kelimesini ilk kullananlar yabancılar oluyor. Bir de Göktürkler kendilerine Türk demişler.
* Göç edenlerin sayısı ve etkisi bu kadar az ise Özbeklerle, Kırgızlarla veya Türkmenlerle bağımız nereden geliyor? Gen araştırmalarında çıkan sonuç Türkiye'de yaşayanların hiç de Türkmenlere, Özbeklere çok yakın olmadığıdır. Hatta uzak da diyebiliriz. Akrabalık ilişkisi anlamında ise Türkiye'de yaşayanların biyolojik olarak Orta Asya'yla bağlantısı yok. Sadece göç eden küçük bir grubun var. Eğer illa ki kan bağı olarak tanımlamak istenirse böyle bir kan bağı da yok.
* Türk Cumhuriyetler'iyle bir bağlantının olmaması bilinen veya resmi tarihe çok ters... Evet, resmi tarih sorunlu. Gelişmeler de resmi tarihi çürütüyor ve bu durumu sorgulamamız gerekiyor. Çünkü genler Türkiye'de yaşayanlar ile Orta Asya'dakiler; Türkmenler, Özbekler arasında var olduğu söylenen biyolojik yakınlığı yalanlıyor. İnsanların kafasında bizim Türkmenlere, Özbeklere, Uygurlara hatta Moğollara yakın olduğumuz gibi yerleşik fikirler var. Buradan yola çıkınca sonuç şaşırtıcı oluyor.
* Bugün Türk dediğimiz insanlar Orta Asya göçünden önce de bu topraklarda yaşıyorlarsa o zaman bu coğrafyanın bilinmeyen bir tarihi daha yok mu? Bu çok önemli. Orta Asya'dan göç etmeyen yüzde 85- 90'ın anlatılmayan öyküsü ve öyküleri var. Orta Asya göçünden önce Anadolu'da yaşayanların bizimle ilgisi yokmuş gibi başka topluluklar olarak gösteriliyor. Bizim atalarımız olarak gösterilmiyor. Onlar vardı ancak göçle birlikte biz gelince gittiler gibi anlatılıyor. Ama bu araştırmalar bunun öyle olmadığını gösteriyor. Onlar bizim atalarımız.
* Peki, gen araştırmalarının sonucuna göre Türkler kimlere yakın? İranlılar, Ürdünlüler, Yunanlılar, Süryaniler. Türkiye ile İran arasındaki genetik mesafe Türkiye ile Türkmenler arasındaki mesafeden daha az. Bunun nedeni de Türkiye'deki insanların hep bu coğrafyada yaşamış olması. Mesela Rusya'nın denetiminde olan ve Türkçe konuşan Tuva Türklerinin Türkiye'deki insanlarla genetik bağlantısı yok. Ancak Türkiye, İran ve Yunanistan genetik açıdan birbirlerine ayrılmaz biçimde çok yakın. Renklere vurursak Türkiye, Yunanistan, İran ve Ürdün aynı rengin farklı tonları. Ama doğuya doğru geçtiğiniz anda renk değişiyor. Türkiye'de yaşayanların kökeni Ortadoğu ve Akdeniz olarak çıkıyor. Yunanlılar, Ürdünlüler, İranlılar, Süryaniler ile yakınız ve akrabayız. Ama bu kesinlikle İranlıların soyundan geliyoruz ya da İranlılar bizim soyumuzdan geliyor anlamına gelmiyor. Genetik açıdan birbirine benzer bireyler rahatlıkla farklı etnik grupların üyeleri olabilirler. Bu farklılığın kaynağı genler değil, kültürel yaklaşımlar.
* Kürtler ve Ermeniler genetik olarak Türklere ne kadar yakın? Kürtler de binlerce yıldır bu topraklarda. Ama bize İranlılardan ve Yunanlılardan daha uzak, Özbeklerden ise daha yakınlar. Ermenilerin durumunu tespit etmek çok zor çünkü tehcir olayı var. Ama genetik bağlantıya göre İranlılar, Yunanlılar ve Ürdünlülerden hatta Türkmenlerden bile daha uzaklar.
* Son dönemde gen araştırması yaptıran kişilerin sayısındaki artışı neye bağlıyorsunuz? Çünkü insanlar bugüne kadar belli kategoriler içinde genellendiler. Herkese Türk veya Kürt denildi. Ama tarihe ilgi artınca sahip olunan kimlikle ilgili tatminsizlik yaşanmaya başlandı ve daha derine inme ihtiyacı hissedildi. Modern yaşamın getirdiği bir merak. Bir de gündemdeki Kürt, Türk ve Ermeni tartışmaları genetik meraka neden oluyor. Ama genetik araştırma yaptıranlar Amerika'da daha çok. Türkiye'de yeni başladı ve yoğun. Avrupa'da ise pek ilgi yok. Çünkü onlarda soyadların 600- 800 geçmişi var. Bu da bir belirginlik ortaya koyuyor.
* Gen araştırmalarının sonuçları ne kadar güvenilir? Son derece güvenilir. Çünkü genler bir anlamda insanların kara kutusu. İnsanların son 60 veya 90 bin yılda izledikleri yollar saptanabiliyor. Daha önce eski insanların, tarihçilerin yazdıklarından yola çıkılıyordu. Genleri ise insanlar yazmıyor, insan etkisinden neredeyse bağımsız. Eleştiriler ancak yöntemler ve işlemlerde yapılabilecek hatalarla ilgili olabilir.

2007-11-28

KANLI ŞEKER

SEKER KAMISINDAN SANAYiYE VE SONRA SERMAYE TRANSFERiNE




Ingiliz ile Ispanyollarin arasindaki onemli farklardan biride baktigi seyden nasil yararlanacagi konusu oldugunu tarih tescil etmistir. Kah iyi niyetinden, kah kotu… kah kurnaz olduklarindan, kah avanakligindan bu fark cok bariz sekilde tarihi etkilemistir.

15YY dan itibaren dunyayi somurgelestiren bu iki ulke tarumar ettigi kolonilerinde islerine yariyacak, ekonomik degeri olan herseyi tespit ediyor sonrada alip goturuyordu.

Ispanyollar; altin gumus vs gibi metalar ugruna koskoca Aztek, Inka uygarliklarini yokederken, Ingilizler Seminole, Sioux, Algonquin ve daha nicelerinin kanini emmis, bununla yetinmeyip diger kaynaklarinada bilhassa pamuk, misir ve seker kamisina bakmayi ihmal etmemislerdir.
Bunlarin icerisinde insanliga en buyuk acilar vermeye sebep olani ozellikle Karayiplerde bol bulunan SEKER KAMISI dir.
***

O gunlere kadar baharatlar gibi darasi ile altin degerinde olan ve o gunku ismi ile “beyaz altin” olan seker ve onu ureten seker kamisi yabani birsekilde tabiatta o gunku olcumler itibariyla sonsuz denilecek miktarda onlerinde duruyordu… fakat bu urunu toplayacak iscileri bulmak neredeyse imkansizdi. Once Yerliler kullanildi fakat bu da kisa surede pasta yemeye ve “5 cayi” icmeye damardan baglanan ingilizler icin yeterli degildi. Bunun uzerine yeni dunyadan Avrupaya seker kargosu dolu gidip bos gelen bu gemiler, daha sonralari ucgen rota cizerek Afrikaya ugramaya ve siyahlari kole olarak yeni dunyaya tasimaya basladi. Bu fikir oylesine tutmustuki, kole ticareti sadece seker tarlalarindaki isci ihtiyacina degil, kisa sure icerisinde ciftliklerden madenlere, ev hizmetinden seks ticaretine kadar yuzlerce alana yayilmisti.
***

Bu aliskanlik 19 YY Sanayi Devriminden sonra yavaslamis, kolelerin karin tokluguna yaptigini makinalar daha hizli ve daha az masrafla yapmaya baslayincada koleler kaderine ve sokaga terkedilmeye baslamisti.

FAKAT ORTADA BUYUK BiR PROBLEM VARDI VE BUNU GORMUYOR, INKAR EDIYOR, YOK SAYIYORLARDI.

Kole olarak getirilmis ve 19-20 YY gelindiginde artik sayilari milyonlarla ifade edilen, tek kelimeyle sokaga terkedilen bu insanlarin dunyasinda cok buyuk bir sosyo-kulturel catlaklar yaratilmisti. Aile yapisi, cemaat degerleri, namus anlayisi, kulturel hazine, sosyal ahlak, toplumsal saygi gibi degerler yumagini olusturan kumas coktan yirtilmisti. Nesillerin kulturlerini birbirine aktaraMAmasi, parcalalanan aileler, ilgisizlik, zorbalik, caresizlik, egitimsizlik, fakirlik gibi nedenlerden dolayi yokolup gitmis, yerine erozyona ugramis utanma duygusu, getto, varos, kriminal etkenlerin egoist kulturu yerlesmeye baslamisti. Toplumsal nefret, tahammulsuzluk, asagilamalar, reddedilmeler, haksizliklar, adaletsizlikler, yargisiz infazlar, Ku Klux Klan turu irkcilik, ayrilan mahalleler derken sehirler gittikce geriliyordu.

Giderek artan bu maraz, rahata alismis “Amerikan Ruyasi” stilinde yasamini surduren –elit irk- icin tehdit olusturmaya baslamisti… her an bir patlama ve isyan bekleniyordu. Bu da fazla gecikmedi ve 4 Nisan 1968 de liderleri Martin Luther King Jr'in bir manyak tarafindan kahpece oldurulmesi sonucu isyanlar basladi, sehirler darma dagan edildi, yakildi, yikildi ve pamuk ipligiyle birbirine bagli olan nufus o gun “cart” diye ikiye ayriliverdi. Sagduyulu siyahi liderlerin cagrisiyla dindirilen kan ve gozyasi yerini soru isaretlerine ve yaptigi hatalari arayan yoneticilerin uyanmasina birakmisti. Fakat bundan boyle tum sehirlerin merkezi siyahlara terkedilmis, Buffalo, Los Angeles, Detroit, New York gibi dunya merkezleri yakilip yikilmis, gettolasmisti. New York 30 sene cabadan, muazzam ekonomik ve siyasi degisimden sonra kismen rahatlamis isede basta Detroit olmak uzere pek cok ABD sehirleri kriz merkezleri haline gelmisti.
***

1960-70 li yillarda doruga ulasan uluslararasi liberal kapitalist iliskiler, sermayenin hudutlar disarisina cikabilmesi ve bu sermayenin transfer edilebilmesi ihtiyaci; artik bu turlu istikrarsizliklara musade vermiyecek kadar kompleks ve "pahali dert" haline gelmisti.
Ve Amerika uyandi.
Ardindan Avrupa uyandi.
Sonrada Asya kaplanlari uyandi.

Bu uyanis, artik iNSAN’a deger veren DEMOKRASi kelimesini dilinden dusurmuyordu. Seffaflik, demokrasi ve adaletin refaha giden yolun olmazsa olmaz kosullari oldugunu goruyordu.


Bu uyanis o ulkelerde hala UYUMAK isteyen MiLLiYETCiLiK, IRKCILIK sevdalilarinida tarihe gomuyordu.


Fakat uyanmayan, tersine daha derin uyumak isteyen, insanlarinin bir kismini gormeyen, inkar eden, yok sayan… digerlerinden ders almayan birkac ulke daha vardi.


BiLiN BAKALIM HANGi ULKELERDi BUNLAR

2007-11-22

Profesyonel Ordu Neden Hayal

Bugunlerde Profesyonel ordu tartismalari oldukca yogun. Bu tartismalari yapanlarin cesitli amaclari ve nedenleri var. Ama bu niyet hayal olmaktan ote gidemiyecek bir niyet.
Nedenmi?



1- Uzay teknolojisinin, gorunmez ucaklarin, gerilla-covert operasyon savaslarinin, nukleer silahlarin askeri guc oldugu 21. YY da kimi kaynaklara gore 500 bin, kimi kaynaklara gore 800 bin piyade tufeginin pek bir ise yaramadigi biliniyor. Demekki temelde birkac aylik yat-kalk-selam cak egitimi alan yuzbinlerce eratin dış dusmanlara tesiri pek fazla degil.

2- Bu durumun 20 kusur yildir birkac bin PKK linin karsinda dahi fazla etkili olmadigini en yuksek rutbeliler bile soyluyor.

Yani 800 bin askerin varligi dış dusmanlar icin de degil,

...PKK icin de degil.


.


Peki butun bunlari bilen devlet ve TSK hala neden 800 bin askeri silah altinda tutuyor? Sadece birkac aylik yat-kalk-selam cak egitimi alan bunca erat sivillerden baska kime karsi etkili olabilirki?






.

Hangi siviller?

Kim bu siviller?

Gurcistandaki, Suriyedeki, Bulgaristandaki sivillermi?

Yoksa bizmiyiz bu siviller?

Askeriyenin gorevi devleti baska ulkelerden korumakmidir yoksa sivillerden korumakmidir ?

Siviller icin polis var.

Asker namluyu sivillere hangi devlet biciminde dogrultur?

...

Yoksa askeriye daha evvel bir kac defa yaptigi "darbe" kartini elinden birakmak istemiyormu?

***



12 Eylul 1980 Cuma sabahi saat 03:59 da Harbiye Marsinin ardindan General Kenan Evren radyolardan sunlari anons ediyordu…


…İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini(*) yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.


Bu anons yapilirken mahallemizin derinliklerinde tank sesleri duyuluyordu. Muhtemelen sehrin her kosesindede ayni sesler duyuluyordu. Televizyon, radyo, gazete yayin merkezleri, resmi daireler, mahkemeler, parti binalari, belediyeler, bakanliklar, meclis, PTT binalari, telefon, elektrik santrallari, otobus terminalleri, tren istasyonlari, havalanlari, limanlar, ana cadde, meydanlar ve daha nice kilit noktalar yuzlerce ve yuzlerce silahli askerler tarafindan “el konulmus”tu.

Bu durum Ankarada, Istanbulda, Burdurda, Karsda, Zonguldakta, Corumda, Mardinde, Ayvalikta, Cihanbeylide, Cemisgezekte, Iskenderunda, Bafrada ve daha binlerce yerlesim merkezinde ayniydi. Birkac hafta icinde neredeyse tum devlet kurumlarinin basina bir subay tayin edilmis, belediye baskanindan kaymakamina kadar tum yetkililer yuzbasilara, albaylara devredilmisti. Elbetteki el konulan tesisin buyuklugune gorede etrafinda silahli nobetciler.

Kaba bir hesapla yuzbinlerle ifade edilecek sayida asker ulkeye el koymustu.

Turk Silahli Kuvvetlerinin buyuklugu yuzbinlerle degilde onbinlerle ifade edilen bir rakam olsaydi ayni etkide “el koyma” gerceklesebilirmiydi?

***






.

Darbe kartini elinden birakmak istemesi mechul olan bir ordunun nufusunu %80-90 oraninda kucultmesini istemek pek mantikli gibi gelmiyor bana. Boyle birseyi ummak biraz saflik olmazmi?


---------------

2007-11-17

SAHiP CIKMADIGIMIZ GECMiSiMiZ -1


BiLiM ADAMLARI

Kokoreçe birisi sahip cikmaya kalksa Turizm Bakanligi -bizim- oldugunu savunmak icin milyonlar doker ama genlerini tasidigimiz bu dedelerimize gelince sahip cikmiyoruz.
Iste islamiyet ve Nobel odulunden once yasamis bazi DEDELERIMIZ ve yasadiklari yerler:

Tales (MÖ 624-560). Milet, Aydin, Astronom, matematikci, filozof. Günümüzde dahi temel olarak ogretilen Tales Kuralinin babasidir. Pek cok kimse tarafindan "Bilimin Babasi" olarak kabul edilir.

Pisagor (MÖ 569-500). 12 Adalar, Sakiz Adasi, (Pisagor) Matematikci.

Hipokrat (MÖ 260- ).12 Adalar, Islamkoy (Kos) Adasi (Bodrum karsisi), Modern tibbin babasi

Bergamali Galen (ca. MÖ 290 ). Bergama, Izmir, Hippocrat'in hocasinin hocasi. Bergama da yasamistir. Galen, o gune kadar duadan baska pek fazla caresi bilinmeyen hastaliklari incelemis ve bugunku tibbin temellerini atmistir. Onun cok cesitli ameliyat araclari bugun hala kullaniliyor, o aletleri sicak suda yada ateste dezenfekte eden yine Galendir. Arkeologlar Bergamada MO 200 yillarina tarihlenen kafatasinda cay bardagi genisliginde kesik olan 5 yasindaki bir cocugun iskeletini bulmuslardir. Bu Galenin o tarihte beyin ameliyatina girismis oldunun gostergesi olarak kabul edilmektedir. Hatta kemiklerin iyilesmesinden kanaatle cocugun bir sure yasadigini soyleniyor.
Galen daha sonra imparatorun emriyle orduya alinmis, bu sayede Roma ordularinda yaralanan sakatlanan askerler birici dunya savasina kadar olan tum askerlerden daha sansliydilar deniyor. Daha sonra Hipokrat'in da hocasinin hocaligini yapmis, tibbiyenin isareti olan -bir direge dolanan yilan bile onun fikridir. Ilk tibbi dikis de dahil olmak uzere pek cok seyi icat eden bu BERGAMALI bizden sayilmiyor.

Izmirli Anaxagoras (MÖ 480-430). Izmir-Kelsinan beldesi... Gunesin tas-kaya gibi seylerden olusup yanar durumda oldugunu, Ay'in ise gunesin isigini yansittigin soylemistir. Gunes ve ay tutulmasinin kesin hesaplarini yapmis.

Milet'li Anaximander (MÖ 610-545). Aydin, Milet, Tales'in talebesi, "sonsuz" fikrinin babasi. Dusuncelerini kaydeden ilk filozof. O tarihteki dunya haritasini yapmistir.

Milet'li Anaximenes (MÖ 570-500). Aydin, Milet, Anaximander'in talebesi, gokkusaginin tanrilarin isi degil, havadaki nemden olustugunu bulmustur. Yasamin mitolojik degil mantiksal, teorik, insani dusunce tarzi ile aciklanabilecegi fikrinin babasidir.

Antalyali Apollonius (MÖ 262-190). Perge, Antalya, Matematikci, elips, hiperbol ve parabol isimlerini koyan ve bunlarla ilgili tum hesaplarin babasi. Gezegenlerin eliptik yorungelerini anlamamizi saglayan bilim adami.

Sakiz'li Aristarchus (MÖ 310-230).12 Adalar, Sakiz Adasi, Dunyanin Gunes etrafinda dondugunu soylemis, mesafeyi kabaca hesap etmis.

Canakkaleli Callippus (Cyzicus, MÖ 370-300). Kapi Dagi-Canakkale, Astronom, Gezegenlerin hareketini hesaplamis.

Sakiz'li Conon, (MÖ 300-???). 12 Adalar, Sakiz Adasi, matematikci

Epikur (MÖ 341-270). 12 Adalar, Sakiz Adasi, Kaderin tanrinin isi degil tabiatin isi oldugunu soyleyen filozof.

Antalyali Eudoxus (MÖ 408-360). Tekir, Antalya, matematikci ve astronom, (integral) alan hesaplarinin babasi

Efesli Heraklitus (Ephesus, MÖ 535-475). Efes, Dunyanin bir zamanlar ates oldugunu soylemis.

Zonguldakli Heracleides (Heraclea, MÖ 390-320). Kdz Ereglisi, Astronom, Venus ve Mars in gunesin etrafindaki gezegenler oldugunu soylemis ayrica ilk defa 24 saat kavramini ortaya atmis.

Iznikli Hipparchus (MÖ 190-120) iznik, matematikci ve astronom, trigonometri tablosunun babasi ayrica gezegenlerin pozisyonlarini bulmus.

Sakiz'li Hippocrates. 12 Adalar, Sakiz Adasi, Matematikci

Milet'li Leucippus (MÖ 490-???). Milet, Aydin, Matematikci, Atom fikrini ilk ortaya atan.

Sakiz'li Oenopides (Chios, MÖ 480-???). 12 Adalar, Sakiz Adasi, filozof, Dunyanin kutuplardan gecen eksen acisinin hesabini yapmis.

Hatay'li Poseidonius, (MÖ 140-50). Hatay, Ekvatorun cevresinin hesabini YANLIS yaptigi icin 1500 sene sonra onu baz alan Kristof Kolombo ya yanlis bilgi aktarmis oluyor.

Manisali Strato, (MÖ 340-290). Sardis (Sardes), Lidya/Manisa civari, fizikci, dusen cisimlerin fizigini incelemis. Kainattaki herseyin madde ve enerjiden ibaret oldugunu soylemistir.

Izmirli Teon (MÖ 70-120). Izmir, Matematikci, "Rakamlar Teorisi" ve tek-cift-bolunur-bolunmez rakamlar ve rakamlarin muzikle irtibati konusunu incelemistir.

Sakizli Theodorus (MÖ 500). 12 Adalar, Sakiz Adasi, Heykeltras, Mimar. Metallerin dokum ve kaliplanmasi bugun hala kullanilir.

Istanbullu Philo, (MÖ 280-220). Istanbul, Bugun hayati degeri olan Pnomatik (hava basincli makinalar) ve hidrolik (su basincli makinalar) muhendisliginin temellerini atmis, Liman muhendisligi konusunda onemli calismalarda bulunmus ve butun calismalarini "Compendium of Mechanics" (Makina Muhendisligi Kulliyati) adli kitapta toparlamis onemli bir bilim adami.

Manisali Bathycles, (MÖ 500), Manisa, Meshur Apollo heykelini yapan heykeltraslardan.

Cabir al Harran (721-815), Harran Urfa, Modern kimya biliminin babasi. Cesitli asit ve metallerin ayristirilmasi, metal kaplama, deneysel kimya teknikleri ve "kimya fihristi" gibi calismalari daha sonra Avrupa kimya bilgisinin temellerini olusturmustur.
-------
Devami SAHIP CIKMADIGIMIZ GECMISIMIZ-2