2008-03-16

Adaletmi? Vesayetmi? Siyasetmi?

William Howard Taft birilerin zorlamasi sonucu Amerikanin 27. Baskani (1909-13) olmustu. Taft omur boyu Yuksek Mahkeme uyesi olmayi hayal etmisti ama kaderi onu hukuktan ayirip once Bolge Valisi sonra Savunma Bakani ve en nihayet ABD Baskani yapmisti.

Israrlara ragmen ikinci donem baskanlik icin aday olmayi reddetmis ve hukuka geri donmustu. Daha sonraki baskanlardan Harding tarafindan Yuksek Mahkeme Baskanligina ataninca tum hayalleri gercek olmustu.

Taft icin en buyuk onur olan "adalete hizmet" ABD baskanligindan daha onemliydi ve "I don't remember that I ever was President" diyerek tarihteki yerini almisti.
***

Bir fabrikada iscilere kepceyle yemek dagitan ascibasininda, ogrencilerine adil not veren ogretmeninde, cocuklarina esit sevgi dagitan bir anneninde omuzlarinda tasidigi bu adalet duygusu bunu hukukculuk meslegi olarak yapanlara gelince birdenbire soru isaretlerine burunuyor, bu nedenle bu meslege guven ise toplum tarafindan en alt siralara yerlestiriliyor.

Neden?

Cunku, halihazirdaki rejim, "adalet duygusu yuksek" hukukculardan ziyade "devlet"e hizmet edecek, onun ajandasini nakledecek memurlara ihtiyac duyuyor, meslegini universal dogrulara gore yapmak isteyenlere ise Ferhat Sarikaya'nin akibetini layik goruyor.
Liseyi bitirene kadar uyduruk tarih, duzmece bilgiler ve sisirilmis toplum muhendisligi degerleriyle yetisen genclerin cogunun hukuk fakultelerine adim attiklari gun adaletten anladiklari ile universal adalet anlayisinin arasindaki fark cok buyuk. Fakulteler ise "sisteme" hukucu yetistime programi ile duzenlendigi icin bu duyguyu yeterince veremiyor, mezuniyetten sonrada cogu zaman devletin disli carklari arasinda ogutuluyorlar.
Meslegi adalet dagitmak olan kimselerin caresizligi ve zaman zaman hassasiyetsizligi toplumun tum katmanlarinada yansiyor ve adalet istemeyi bile bilmeyen bir toplum haline geliyoruz.
***
Malum, Anglo-Sakson kulturlerinde, ozellikle Ingiltere, ABD, Kanada gibi ulkelerde juri sistemi vardir. Filimlerden, TV lerden izledigimiz bu sistemde kasaba halkinin icinden rastgele secilen 12 kisi adi suclardan siyasi suclara, askeri davalardan tazminat davalarina kadar her turlu davalarda saniklarin suclu yada sucsuz olduguna karar verir. Bu karari verirken kisisel dusuncelerini, kendi siyasi bakis acisini, sanigi canavar gibi sunan medya etkilerini bir kenara birakir ve sadece hukuki gerceklere bakar.
Kisacasi adaleti herseyin ustunde tutar.
Sokaktaki tezgahtarindan en buyuk sirketlerin patronlarina kadar herkesin ayni esit sandalyeye oturdugu jurilerdeki bu uygulama en kucuk dag kasabasindada milyonlarca kisinin yasadigi Manhattan'dada farksiz sekilde uygulanir. Cikan karardan hic kimsenin kuskusuda olmaz. Ve bu toplumlarda adalet kurumuna olan guvenin diger tum kurumlarin ustunde olmasi tesadufi degildir... ana neden; egitim, sosyo ekonomik, kulturel seviyesi ne olursa olsun bireylerin sahip oldugu yuksek adalet duygusunu hazmetmis olmasidir.
***
Hani olaki bu juri sistemini Turkiye'ye adapte edelim diyelim.
Zannediyormusunuzki bir sanik icimizden cikan 12 kisi tarafindan adil yargilansin? Hele hele siyasi veya devlet tarafindan "hain"likle suclanan birisi...
Mumkun degil.

Cunku,

Toplumsal adalet duygumuz nesillerdir vesayet altina alinmis, iradesiyle karar veren vatandaslar olmak yerine "devletin kestigi parmak acimaz" davranisiyla kaderine razi olan yiginlar haline donusmusuz.
Bunu rayina oturtmak yine nesillerce iyilestirmeyle mumkun.

Fakat Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya gibi kimselerin liderligini yaptigi sistemde bunu baslatmak bile imkansiz gibi gorunuyor.

Yazik.

2008-03-12

Turkiye Kooperatifi'ne hos geldiniz!


Bir insaat muhendisi tutup "valla, hesaplarim ve kurallar bu binada su kadar cimento, bu kadar demir kullanacaksin derse itibar etmem... benim icin onemli olan muteahhitlik sirketi, o ne isterse o kadar kullanirim" dese o muhendisin ya aklindan suphe ederiz yada sikayet edecek bir yer arariz degilmi.

Peki ya bir hukukcu "Benim ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem", "Önce devlet gelir" derse ne dersiniz?
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nın (TESEV) yargıyı ele aldığı, 51 hâkim ve savcıyla yüz yüze mülakat yoluyla yaptığı 'Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları' başlıklı araştırmada, Yargi mensuplari kendi gorevinin hukuku korumak degil devleti korumak oldugunu soyluyor.

Mulakat raporundaki yargi mensuplarindan bazi inciler söyle;



32 hâkim ve savcıya göre adalet, yurttaş, toplumsal barış, devlet, demokrasi gibi kavramlar yargılama sırasında karşı karşıya gelebilir.
26'sına göre insan hakları devlet açısından tehdit oluşturabilir.
19'una göre devlete karşı işlenmiş suçlarla devlet görevlileri tarafından işlenmiş suçlara karşı yaklaşımda farklılık var. 14'ü bunun böyle olması gerektiğini savunuyor. 27'si karar verirken temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmaları göz önüne almıyor. 33'ü AİHM'nin Türkiye hakkında verdiği kararları basından izliyor.
25'i AİHM kararlarından dolayı yargılamanın yenilenmesini olumsuz buluyor.
32'sine göre İHM kararları Türkiye'ye karşı önyargılı.
Sekizi 301. maddenin kaldırılmasını, 13'ü kalmasını istiyor.
30'una göre AB uyum yasaları çerçevesindeki düzenlemeler insan hakları gelişimi açısından olumlu. 13''ü yenilikleri ülke koşullarına uygun bulmuyor.
17'sine göre AB sürecinde milli değerler korunmalı.

Benim ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem.
Devletim olmadıktan sonra bireysel özgürlüğüm işe yaramaz.
Devletin nesini koruyacaksınız? Devletten önce yurttaşı koruyun.
Biz biraz Yargıtay'cıyız.
(Milletlerarası anlaşmalar) Valla bu sistemimize müdahaledir yani.
(AİHM kararları) Çok çirkin buluyorum. Eğer beğenilmeyecek bir yargı kuralı ihlali varsa biz değiştirelim, AİHM talimat vermesin.
(Failin kimliği) Bavul ticareti için ülkemizde bulunan yabancı bir kadına tecavüz edilmişti. Heyetteki üyelerden biri 'Ne yapalım, onlar da bizim kadınlarımıza Kosova'da tecavüz ettiler' demişti. Çok şaşırmıştım.
(Devlet görevlisi sanığa anlayışlı davranma) Öyle bir eğilim var. Biz vatan millet sakarya diye yetiştirilmişiz. Halbuki bireyin merkez olduğu bir toplum daha müreffeh olur.

***

Nedir bu "devlet" de herseye ragmen bu kadar koruyoruz.

Anlamak icin basit bir analoji yapalim...

Diyelimki 893 kisi bir araya gelip bir yapi kooperatifi kuralim dediniz. Bu 893 kisi herseyi yurutemeyecegi icin bir Genel Kurul (meclis/yasama) olusturup kurallari koyar. Sonra bu kurallara gore isleri yurutecek bir Yonetim Kurulu secilir (yurutme/hukumet). Daha sonra; birde Denetleme Kurulu (yargi) olustururuz ki bu da yurutmeyi ve uyeleri sizin adiniza denetler.

...ve bu Denetleme Kurulu uyeleri tutup "yok kardes, kooperatif yonetimi cikarlari sozkonusu oldugunda uyelerin haklari, kural, yonetmelik filan dinlemem" diyor. Onlara gore kooperatif "kutsal" ve halihazirdaki kurallarin degistirilmesi, iyilestirilmesi, seffaflastirilmasini teklif edenler "hain".
Hani bununla bitse iyi. Birde kooperatifin bekcisi var ve bu kardesimizde hic kimseye hesap vermiyor... fakat onun maasini siz verip lojmanina kadar masraflarini karsiliyorsunuz.

Ne guzel duzen degilmi?

...

Turkiye Kooperatifine hos geldiniz!

2008-02-01

1908-2008: İttihatçılardan Ergenekoncular’a

100 yasinda cocuk olurmu?

Olur iste.
Turkiye siyaseti 1908 de darbecilerin vesayetine girdiginden buyana bir turlu olgunlasamadi ve kafasina gore hukuk, nabza gore politika, dayisina gore zenginligin yasandigi ulke oldu. Itiraz etmek yada hesap sormak yerine sloganlar atan cocuk ruhlu toplum oluverdik.

Star Gazetesinden Eser Karakas konuyu bir olcude gozler onune sermis...
-------------------------------------

1908-2008: İttihatçılardan Ergenekoncular’a


İçinde bulunduğumuz 2008 senesi Türkiye ve Osmanlı tarihinin çok önemli bir kilometre taşı olan 1908’in yani İkinci Meşrutiyetin yüzüncü yılı.

2008 senesi içinde umarım 1908 meselesi ülkemizde yüzüncü yıl vesilesiyle tüm boyutlarıyla tartışılır; bu tartışmanın öneminin ağırlıklı olarak bir hatırlama tartışmasından çok günümüz Türkiye’sini anlamaya yarayacak bir tartışma ortamı olacağı kanısındayım.

1908 aynı zamanda İttihat ve Terakki hareketinin de Osmanlı coğrafyasında egemenliğinin resmileştiği bir tarih.

İttihat ve Terakki iktidara geliyor, darbeler gerçekleştiriyor, Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokuyor, arkadan İmparatorluk dağılıyor ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor.

İttihat ve Terakki kadroları ve zihniyeti Cumhuriyet döneminde de egemenliklerini kısmen de olsa sürdürüyorlar ve hatta bu zihniyet belirli biçimlerde, belirli merkezlerde bugüne dek geliyor.

Ergenekon çetesi toplumun gündemine geldiğinde İttihat ve Terakki’den yeniden söz ediliyor oluşu boşuna değil belki de.

***

İttihat ve Terakki liderlerinin, Cumhuriyet döneminde bu ideolojiyi devam ettirenlerin tarihsel kimlik ve kişilikleriyle bir meselemizin olmadığı ortada ancak bu durum yine de bazı somut tarihsel gerçekleri görmemek anlamına gelmemeli.

Bugünden tam yüz sene önce 1908’de İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini eline aldğında Osmanlı coğrafyasını, haritasını hatırlamakta büyük fayda var.

1908 senesinde bir Osmanlı Avrupa’sı var ve bu coğrafyada Selanik, Kosova, Manastır, İşkodra, Yanya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Ege adaları, Girit, Kıbrıs Osmanlı vilayetleri ya da sancakları.

1908 senesinde bir de Osmanlı Asyası mevcut ve bu coğrafyaya tüm Anadolu’ya ilaveten Halep, Beyrut ve tüm Lübnan, Kudüs,Şam ve tüm Suriye, Musul, Bağdat, Basra, Hicaz ve Yemen dahil ve bu merkezler Osmanlı vilayeti ya da sancağı.

1908’de ayrıca bir de Osmanlı Afrikası var ve bu coğrafyaya da Mısır (hidivlik), Bingazi, Trablusgarp ve Tunus sancakları ve vilayetleri dahil.

1908’de yani günümüzden tam yüz sene önce tüm Balkanlar, Ege, Anadolu, Ortadoğu’nun yaklaşık tümü ve Kuzey Afrika’nın tüm doğusu Osmanlı toprağı.

Arkasından İttihat ve Terakki maceracılığı geliyor, İmparatorluk dağılıyor ve Türkiye Cumhuriyeti Anadolu’da ve Doğu Trakya’da kuruluyor.

Yukarıda sınırlarını belirtmeye çalıştığım coğrafya Kanuni dönemi coğrafyası değil, günümüzden sadece yüz sene önceki 1908 coğrafyası, Osmanlı toprakları.

***

Bugün İttihatçı zihniyet ve alışkanlıklarına sahip çıkmaya çalışan, silah ve Kutsal Kitap üzerine yemin eden, ettiren Ergenekoncuların büyük dedelerinin zihniyeti ve eylemleri bu coğrafyada büyük bir felakete, İmparatorluğun tümüyle kaybına ve küçülmeye neden olmuştu.

Bizlerin bugün korkusu ise Enver’lerin, Talat’ların, üstelik çok ama çok kötü kopyalarının, aynı zihniyet ve eylem anlayışını bayrak yaparak 21. yüzyılda başımıza büyük belalar getirmeleri.

Birilerinin güçlü devlet sevdası, özlemi varsa bilsinler ki bunu gerçekleştirmenin 21. yüzyılda yegane yolu AB tam üyeliğinden geçiyor.

Eser KARAKAS - Star
01.02.2008 http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=140613

2008-01-22

Kürtlerle Karadenizliler yer değiştirsinler!

Kac gundur oturup soyle yine gundeme oturan Turban konusunu, Anayasa ve yine Kurt Meselesi konusunda kulaginin ustune yatan hukumeti yazmak istiyorum. Ama ne mumkun!
Gazetelerde oylesine haberler cikiyorki kopya edip buraya yapistirmaktan gundem hakkinda yazamiyorum.

Milliyette yine bir haber yayinlanmis, 1960 ve sonrasi doneminin ..... politikalarindan bazilari yayinlamis. Bu politikalardan biride "Hicret" yani 1915 de Ermenilere yaptirilan hicret in aynisi tek fark rakamlar bu sefer daha buyuk. Tutsi ve Hutu kabilelerini bile kiskandiracak haber soyle:

-------------
http://www.milliyet.com.tr/2008/01/22/guncel/agun.html

Ecevit'n Gizli Arşivi'nden çıkan inanılmaz belge
27 Mayıs'ta askerler, Kürt sorununa ittihatçılar gibi 'hicret çözümü' önerdi:

Kürtlerle Karadenizliler yer değiştirsinler!

1961'de askerler Kürt sorununa çözüm üretmek üzere bir "Doğu Grubu" oluşturdu. Bu grup, bir "Doğu Raporu" hazırladı. Yıllar sonra, o koalisyonun Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in arşivinde bulunacak bu belgedeki "yapılacaklar listesi"nde göç önerisi vardı: "Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü Türk lehine çevirmek için, Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik etmek..."

Ecevit'in gizli arşivi
Can Dündar / Rıdvan Akar

Yıl: 1961... 27 Mayıs'ta iktidara el koyan askerler, "vatanın bütünlüğü" konusunda endişeliydi. Muhtemel bir Kürt sorununu önlemek için tedbir araştırıyorlardı. Şunu görmüşlerdi:"Vatan bütünlüğünün yegâne garantisi, bölge halkını devlete daha sıkı bağlamaktı."Bunun temini için "İnkılap Hükümeti", Devlet Planlama Teşkilatı'na konuyu inceleme görevi verdi. DPT bünyesinde bir "Doğu Grubu" oluşturuldu. Bu grup, bir dokümantasyon merkezi kurarak bölgeyle ilgili MAH'ta (MİT), Genelkurmay'da, Emniyet'te ne bilgi varsa toplayacak ve "bölgenin nüfus strüktürünü değiştirme ve asimilasyon bakımından" gerekli politikaları saptayacaktı. "Doğu Grubu", 8, 10 ve 16 Şubat ile 24 Mart 1961'de "bölgede çalışmış ve çalışmakta olan başlıca idare ve siyaset adamları"nı bir araya getirdi, ortaya çıkan önerileri hükümete iletti. Gürsel kabinesi, raporu 18 Nisan'da görüştü ve kabul etti. Yayımladığı kararnameyle, bakanlıklarca fiiliyata geçirilmesini istedi. Ancak, hükümet o yılın ekiminde yapılan seçimle devrildi.Yerine, kasımda İnönü başkanlığında kurulan AP-CHP koalisyonu geldi.Bunun üzerine "Kürt dosyası", "bir muhtırayla" yeni hükümete iletildi ve uygulamanın devamı istendi.

Raporda radikal öneriler
"Politika Dairesi Başkanı Kurmay Albay Haşim Tosun" imzasıyla yeni hükümete gönderilen raporun giriş yazısında kibarca, "Bunu, sizin tasarruf hakkınızı kullandığımız şeklinde yorumlamayın, size bir yardım kabul edin" deniliyordu.Bülent Ecevit, yeni kabinenin 35 yaşındaki Çalışma Bakanı'ydı.Göreve gelir gelmez, bu raporu masasında buldu.Üzerinde, "Devletin Doğu ve Güneydoğu'da Uygulayacağı Kalkınma Program Esasları" yazıyordu.Son derece ayrıntılı hazırlanmış rapor, bazı radikal çözüm önerileri getirirken, sonraki yıllarda uygulanacak kimi politikaları da adeta haber veriyordu.


ECEVİT'İN CEVABI
Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim...
Ecevit, Çalışma Bakanlığı sırasında masasına konan Kürt raporunu alıp arşivine kaldırdı. Oradaki görüş ve önerilerin çoğuna katılmadığı biliniyordu.O rapordan 8 sene sonra yazacağı, "Pülümür'ün Yaşsız Kadını" şiirinde, Anadolu'nun bütün halklarını sahiplenecek ve "Türkiyeliliği" ile övünecekti.

Pülümür'ün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü

bir asa vardı elinde
bir solmuş krallığın
Kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o, bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk...

Yaşını sordum, bir giz gibi güldü
Koluma girdi bir soylu kadınca
Tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
Beni tek gözlü sarayına götürdü
Köy yapısı kulübesinin

Zamanı onda yitirdim ben
Yitik zamanlara onda eriştim
En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim...

'Devletin yerine ağa'
Rapora göre Doğu ve Güneydoğu'da dış tahriklerin de etkisiyle yurt bütünlüğünü bozucu bazı faaliyetlere teşebbüs edilmişti ve "bu durum, tahripkâr neticeler doğurma temayülü gösteriyor"du. Bunda, "devletin bugüne kadar izlediği tezatlı politikalar"ın da etkisi vardı. Bölge ihmale uğramış, otorite boşluğuna ağalık, şıhlık gibi "sosyal müesseseler" yerleşmişti. Hem bölge halkının devlete bağlılığı azalmış hem de bölgedeki ayırıcı faaliyetlere müsait bir zemin yaratılmıştı.

Nüfus kompozisyonu değişmeli
DPT, acilen "Doğu ve Güneydoğu Bölgesi için özel Kalkınma Planları" hazırlanmasını öneriyordu.Plandan şu yararlar bekleniyordu:
"a) Bölgede gelirin artmasını ve iyi dağıtılmasını sağlamak.
b) Bölgeye diğer bölgelerden nüfus çekmek veya bölge nüfusunun bir kısmını iktisadi teşvik tedbirleriyle- diğer bölgelere göndermek suretiyle, bölgenin nüfus kompozisyonunu değiştirmek.
c) Sosyolojik ve antropolojik araştırmalara dayanarak, bölgenin sosyal yapısını temsili sağlayacak yönde- değiştirmek..."

İttihat Terakki de düşünmüştü (1915 Ermeni Hicretini hatirlayin -Haydar Eren)
Kısmen İttihatçıların 1913-1918 arası uyguladığı yöntemi (Bu konuda bkz: Fuat Dündar, "İttihat ve Terakki'nin Müslümanları İskân Politikası", İletişim, 2001) çağrıştıran bu teklif, nasıl uygulanacaktı?Raporda bunun yöntemi ayrıntılarıyla ortaya konmuş.Rapordaki önerilerden bazıları aşağıda:

HİCRET ESASLARI
Kürtler, 'Türk çocuğu' bulunan yerlere...
ASİMİLASYON: Halihazır İskân Kanunu ve tatbikatını, tesbit edilen politika ihtiyaçlarını karşılayacak ve asimilasyon temin edecek şekilde incelemek ve tadil etmek...

HİCRET: Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü, Türk lehine çevirmek için, bölgelerindeki iktisadi şartların zorluğu karşısında başka taraflara hicrete mecbur kalan Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memleketin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskân etmek...

IRAK KÜRTLERİNDEN AYIRMAK: Türkiye'de kendilerini Kürt sananlarla İran ve Irak'taki Kürtlerin irtibatını kesme bakımından bölgeyi, kendilerini Kürt sananların çoğunluğunu dağıtmak üzere, sistemli bir şekilde bölecek iskân sahalarına ayırmak...

KONTENJAN KADRO: Bölgeden batıya ve batıdan bölgeye nüfus akışını temin maksadıyla, doğu ve batıda resmi ve özel sektöre ait sınai, zirai ve ticari tesislerin personel kadrosunun muayyen bir nisbetini, diğer bölge halkından olan işçiler için kontenjan olarak tefrik etmek...

MİSYONER YETİŞTİRMEK: Planlanan bölge okulları, köy okulları ve meslek okullarının faaliyete geçirilmesi... kız ve erkek misyoner yetiştirilmesi ve bunun için hususi müessese kurulması... Bölge halkından kabiliyetli ve küçükten asimile edilen gençlere yüksek tahsil imkanları sağlanması...

KÜRT MEMURLAR: Doğuya kendilerini Kürt sananlardan vali, kaymakam, hâkim, jandarma subayı, ordu subayı, assubay, öğretmen, memur gönderilmesi...

RADYODA PROPAGANDA: Radyo vasıtasıyla Türkçe güfteleriyle mahalli havaların çalınması ve mahalli radyoların, bölge için, propaganda uzmanlarından müteşekkil gruplar tarafından hazırlanacak programları yayması...

İNANDIRMA FAALİYETİ: Irk bakımından, Türk siyasi düzeninin kendi menfaatleri bakımından en elverişli, en emin ve en çok imkan sağlayan düzen olduğunu telkin eden bir inandırma faaliyetine girişilmesi...

TİYATROCULAR, ÂŞIKLAR: Uzmanlar tarafından hazırlanmış skeçler oynayacak küçük tiyatro ekiplerine, bölgenin lisanına vakıf saz şairlerine yukarıdaki fikirlerin aşılanması...

KÜRT MESELESİ YOKTUR: Dünya entelektüel muhitine Türkiye'de bir Kürt meselesinin mevcut olmadığının anlatılması...

DOĞUNUN TÜRK TARİHİ: Bir üniversiteye bağlı derhal bir Türkoloji Enstitüsü kurularak, kendini Kürt sananların menşelerinin Türk olduğunun ispat olunarak yayınlanması... Doğunun Türk tarihinin yazılarak neşredilmesi...

DAĞLI TÜRKLER: İslam Ansiklopedisi, Rus âlim ve politikacısı Minovski'nin tarafgirane bir surette, kendini Kürt sananların menşeinin İrani olduğunu iddia eden yazısını alarak, kendilerini Kürt sananlar kısmında neşretmekle, Lozan'da delegelere kabul ettirilen, kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olup, menşelerinin Turani olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında münakaşayı mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hatanın, derhal tashih edilmesi...

MENŞELERİ TURAN: Kendilerini Kürt sananların, menşelerinin Turani kavimlere dayandığı hakkında, çeşitli yönlerden arayışlar yapılmaya ve neticelerinin türlü neşir vasıtalarıyla yayılması..

SUNUŞ
Türk siyasi hayatının hafıza odasında
Bülent-Rahşan Ecevit çiftinin Oran'daki kütüphane evinin her tarafı kitapla dolu geniş bir salonu var.
Bu salonun hemen arkasında daha küçük bir oda bulunuyor.
Orada da raflar, raflarda dosyalar var. Dosyaların üzerindeki başlıklar, buranın Türk siyasi hayatının hafıza odası olduğunu kanıtlıyor:"MİT raporları... MGK tutanakları... 12 Eylül mektupları... Arayış yazışmaları... Kıbrıs-Yunanistan dosyaları... Ecevit'in mektupları... Ecevit'e yazılan mektuplar..."Kapağını kaldırdığımız her dosya, yakın tarihin bir başka karanlık köşesini aydınlatıyordu:
Biri Maraş'ın... diğeri Susurluk'un... bir başkası 12 Eylül adaletinin... Kürt meselesinin... ya da CHP içi bir çekişmenin...İki belgeselci, böyle bir belge deposuna buyur edilince ne yaparsa onu yaptık biz de:Ecevit'ten bazı belgeleri yayımlamak için izin istedik.İzin verilince de bu hafta çıkacak "Ecevit ve Gizli Arşivi" (İmge, 2008) başlıklı kitapta 100'e yakın belgeyi onun yaşam öyküsü içine yerleştirdik. Bu yazı dizisinde, Ecevit'i, kavgasını, öfkesini, yalnızlığını, yoksulluğunu belgeler anlatacak.Eminiz ki, belgelerin tümü yayımlandığında, gerçekler biraz daha su yüzüne çıkmış olacak.
Ecevit arşivinin önemli belgeleri kitapta yer alıyor
"Karaoğlan" belgeselini çekerken, Bülent Ecevit'in kişisel arşivinde bazı tarihi belgelere ulaştık.Hem yakın tarihe hem de Ecevit'in siyasi mücadelesine ışık tutacak nitelikteki bu belgeler, bu hafta İmge Yayınları'ndan çıkacak olan "Ecevit ve Gizli Arşivi" kitabında yayımlanacak.Ecevit'in paha biçilmez arşivinin en ilginç belgelerini bu yazı dizisinde ilk kez gün ışığına çıkarıyoruz.
-------------------------------

KİŞİYE ÖZEL
ZATA MAHSUS

T.C.
BAŞBAKANLIK
KANUNLAR VE KARARLAR
TETKİK İDARESİ

Karar sayısı .5/1108
KARARNAME SURETİ
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan 3 Nisan 1961 gün ve DPT-SPD-DG-2400 sayılı ilişik “Devletin Doğu ve Güneydoğu‘da uygulayacağı kalkınma programının esasları” adlı rapor Bakanlar Kurulunun 18 Nisan 1861 günü yaptığı oturumda müzakare ve kabul edilmiş ve
a. Mezkur esasların Devlet Planlama Teşkilatınca planlama, koordine ve tatbikinin yapılması,
b. Esasların yerine getirilmesi için DPT’nin ilgili Bakanlıklar mümessilleriyle kuracağı özel komisyonlarda programlaşan hususların Bakanlıklarca fiiliyat sahasına konulması,

18 Nisan 1961 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Devlet BaSkanı ve Başbakan Org. Cemal GÜRSEL
Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd. S. ULAY
Devlet Bakanı F.ÖZDİLEK
Devlet Bakanı H. MUMCUOĞLU
Adalet Bakanı E. TÜZEMEN
Milli Savunma Bak. M. ALANKUŞ

Içişleri Bakanı N. ZEYTİNOĞLU
Dışişleri Bakanı S. SARPER
Maliye Bakanı K. KURDAŞ

Milli Eğitim BakanıA. TAHTAKILIÇ
Bayındırlık Bakanı Prof. M.GÖKDOĞAN
Ticaret Bakanı M. BAYDUR
Sa. Ve Sos.Y. Bakanı R. ÜNER
Güm. Ve Tekel Bakanı F. AŞKIN
Tarım Bakanı O. TOSUN
Ulaştırma Bakanı O. MERSİNLİ
Çalışma Bakanı C. TALAS
Sanayi Bakanı V. K.KURDAŞ
Turizm Bakanı İmar ve İskan Bakanı C. BABAN R. ÖZAL

Suretinin aynıdır.
Haşim TOSUN (Kur.Alb. Politika D. Başkanı)

ESBABI MUCİBE
İnkilap Hükümeti 1108 sayılı Bakanlar Kurulu kararını çıkarıncaya kadar Doğu ve Güneydoğu bölgesinin yurdun diğer kısımlarına nazaran dikkati çekecek derecede ihmale uğradığını görmüş ve bölgede,devletin nüfusunu daha ziyade arttırmayı ,bölge halkını mevcut devlet nizamına daha sıkı bağlamayı,VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜN YEĞANE GARANTİSİ olduğunu idrak etmiş ve bunun tamini yolunu bulmak için Devlet Planlama Teşkilatına tetkik vazifeleri vermiştir.

Bu tetkikler neticesinde, mezkur teşkilatı tarafından ekteki rapor hazırlanmıştır.Bu rapor teklif edilen hususların ,kısa bir zamanda tahakkuk ettirilemeyeceği ve dlayosoyla tatbikatının birbirini takip eden Hükümetler tarafından icra edilebileceği anlaşılmış,bulunduğundan , kendisinden sonra gelen Hükümetlere ,bir muhtıra ile açıklanmasına zaruret hasıl olmuştur.

mes'elenin inkilap hükümetinin ,kendisinden sonra gelecek hükümetlerin ,tasarruf haklarını kullandığı gibi bir telakkiye yol açmaması ,teklif edilen tedbirlerin VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜN YEĞANE GARANTİSİ olduğu ve inkilap hükümetinin ,bu işte daha fazla gecikmiyerek ve modern devlet idaresindeki uzun vadeli planlama ihtiyacı zihniyetine uyarak, kendisinden sonra gelecek hükünetlere bir yardımı şeklinde kabul edilmesi temenni olunur.

SURETİNİN AYNISIDIR.

Haşim TOSUN
Kur. Alb.
Politika D. Bşk.

YARIN:BAŞBAKAN ECEVİT'E 1979'DA VERİLEN RAPOR: "Urfa'da halk devletle Apocular arasında kalmış. Kim ağır basarsa o tarafa kayacak."
-------------------------------

Daha fazla bilgi icin : http://demokrasidemokrasi.blogspot.com/2007/11/ulkuculerin-tarihi.html