2008-02-01

1908-2008: İttihatçılardan Ergenekoncular’a

100 yasinda cocuk olurmu?

Olur iste.
Turkiye siyaseti 1908 de darbecilerin vesayetine girdiginden buyana bir turlu olgunlasamadi ve kafasina gore hukuk, nabza gore politika, dayisina gore zenginligin yasandigi ulke oldu. Itiraz etmek yada hesap sormak yerine sloganlar atan cocuk ruhlu toplum oluverdik.

Star Gazetesinden Eser Karakas konuyu bir olcude gozler onune sermis...
-------------------------------------

1908-2008: İttihatçılardan Ergenekoncular’a


İçinde bulunduğumuz 2008 senesi Türkiye ve Osmanlı tarihinin çok önemli bir kilometre taşı olan 1908’in yani İkinci Meşrutiyetin yüzüncü yılı.

2008 senesi içinde umarım 1908 meselesi ülkemizde yüzüncü yıl vesilesiyle tüm boyutlarıyla tartışılır; bu tartışmanın öneminin ağırlıklı olarak bir hatırlama tartışmasından çok günümüz Türkiye’sini anlamaya yarayacak bir tartışma ortamı olacağı kanısındayım.

1908 aynı zamanda İttihat ve Terakki hareketinin de Osmanlı coğrafyasında egemenliğinin resmileştiği bir tarih.

İttihat ve Terakki iktidara geliyor, darbeler gerçekleştiriyor, Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokuyor, arkadan İmparatorluk dağılıyor ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor.

İttihat ve Terakki kadroları ve zihniyeti Cumhuriyet döneminde de egemenliklerini kısmen de olsa sürdürüyorlar ve hatta bu zihniyet belirli biçimlerde, belirli merkezlerde bugüne dek geliyor.

Ergenekon çetesi toplumun gündemine geldiğinde İttihat ve Terakki’den yeniden söz ediliyor oluşu boşuna değil belki de.

***

İttihat ve Terakki liderlerinin, Cumhuriyet döneminde bu ideolojiyi devam ettirenlerin tarihsel kimlik ve kişilikleriyle bir meselemizin olmadığı ortada ancak bu durum yine de bazı somut tarihsel gerçekleri görmemek anlamına gelmemeli.

Bugünden tam yüz sene önce 1908’de İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini eline aldğında Osmanlı coğrafyasını, haritasını hatırlamakta büyük fayda var.

1908 senesinde bir Osmanlı Avrupa’sı var ve bu coğrafyada Selanik, Kosova, Manastır, İşkodra, Yanya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Ege adaları, Girit, Kıbrıs Osmanlı vilayetleri ya da sancakları.

1908 senesinde bir de Osmanlı Asyası mevcut ve bu coğrafyaya tüm Anadolu’ya ilaveten Halep, Beyrut ve tüm Lübnan, Kudüs,Şam ve tüm Suriye, Musul, Bağdat, Basra, Hicaz ve Yemen dahil ve bu merkezler Osmanlı vilayeti ya da sancağı.

1908’de ayrıca bir de Osmanlı Afrikası var ve bu coğrafyaya da Mısır (hidivlik), Bingazi, Trablusgarp ve Tunus sancakları ve vilayetleri dahil.

1908’de yani günümüzden tam yüz sene önce tüm Balkanlar, Ege, Anadolu, Ortadoğu’nun yaklaşık tümü ve Kuzey Afrika’nın tüm doğusu Osmanlı toprağı.

Arkasından İttihat ve Terakki maceracılığı geliyor, İmparatorluk dağılıyor ve Türkiye Cumhuriyeti Anadolu’da ve Doğu Trakya’da kuruluyor.

Yukarıda sınırlarını belirtmeye çalıştığım coğrafya Kanuni dönemi coğrafyası değil, günümüzden sadece yüz sene önceki 1908 coğrafyası, Osmanlı toprakları.

***

Bugün İttihatçı zihniyet ve alışkanlıklarına sahip çıkmaya çalışan, silah ve Kutsal Kitap üzerine yemin eden, ettiren Ergenekoncuların büyük dedelerinin zihniyeti ve eylemleri bu coğrafyada büyük bir felakete, İmparatorluğun tümüyle kaybına ve küçülmeye neden olmuştu.

Bizlerin bugün korkusu ise Enver’lerin, Talat’ların, üstelik çok ama çok kötü kopyalarının, aynı zihniyet ve eylem anlayışını bayrak yaparak 21. yüzyılda başımıza büyük belalar getirmeleri.

Birilerinin güçlü devlet sevdası, özlemi varsa bilsinler ki bunu gerçekleştirmenin 21. yüzyılda yegane yolu AB tam üyeliğinden geçiyor.

Eser KARAKAS - Star
01.02.2008 http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=140613

2008-01-22

Kürtlerle Karadenizliler yer değiştirsinler!

Kac gundur oturup soyle yine gundeme oturan Turban konusunu, Anayasa ve yine Kurt Meselesi konusunda kulaginin ustune yatan hukumeti yazmak istiyorum. Ama ne mumkun!
Gazetelerde oylesine haberler cikiyorki kopya edip buraya yapistirmaktan gundem hakkinda yazamiyorum.

Milliyette yine bir haber yayinlanmis, 1960 ve sonrasi doneminin ..... politikalarindan bazilari yayinlamis. Bu politikalardan biride "Hicret" yani 1915 de Ermenilere yaptirilan hicret in aynisi tek fark rakamlar bu sefer daha buyuk. Tutsi ve Hutu kabilelerini bile kiskandiracak haber soyle:

-------------
http://www.milliyet.com.tr/2008/01/22/guncel/agun.html

Ecevit'n Gizli Arşivi'nden çıkan inanılmaz belge
27 Mayıs'ta askerler, Kürt sorununa ittihatçılar gibi 'hicret çözümü' önerdi:

Kürtlerle Karadenizliler yer değiştirsinler!

1961'de askerler Kürt sorununa çözüm üretmek üzere bir "Doğu Grubu" oluşturdu. Bu grup, bir "Doğu Raporu" hazırladı. Yıllar sonra, o koalisyonun Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in arşivinde bulunacak bu belgedeki "yapılacaklar listesi"nde göç önerisi vardı: "Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü Türk lehine çevirmek için, Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik etmek..."

Ecevit'in gizli arşivi
Can Dündar / Rıdvan Akar

Yıl: 1961... 27 Mayıs'ta iktidara el koyan askerler, "vatanın bütünlüğü" konusunda endişeliydi. Muhtemel bir Kürt sorununu önlemek için tedbir araştırıyorlardı. Şunu görmüşlerdi:"Vatan bütünlüğünün yegâne garantisi, bölge halkını devlete daha sıkı bağlamaktı."Bunun temini için "İnkılap Hükümeti", Devlet Planlama Teşkilatı'na konuyu inceleme görevi verdi. DPT bünyesinde bir "Doğu Grubu" oluşturuldu. Bu grup, bir dokümantasyon merkezi kurarak bölgeyle ilgili MAH'ta (MİT), Genelkurmay'da, Emniyet'te ne bilgi varsa toplayacak ve "bölgenin nüfus strüktürünü değiştirme ve asimilasyon bakımından" gerekli politikaları saptayacaktı. "Doğu Grubu", 8, 10 ve 16 Şubat ile 24 Mart 1961'de "bölgede çalışmış ve çalışmakta olan başlıca idare ve siyaset adamları"nı bir araya getirdi, ortaya çıkan önerileri hükümete iletti. Gürsel kabinesi, raporu 18 Nisan'da görüştü ve kabul etti. Yayımladığı kararnameyle, bakanlıklarca fiiliyata geçirilmesini istedi. Ancak, hükümet o yılın ekiminde yapılan seçimle devrildi.Yerine, kasımda İnönü başkanlığında kurulan AP-CHP koalisyonu geldi.Bunun üzerine "Kürt dosyası", "bir muhtırayla" yeni hükümete iletildi ve uygulamanın devamı istendi.

Raporda radikal öneriler
"Politika Dairesi Başkanı Kurmay Albay Haşim Tosun" imzasıyla yeni hükümete gönderilen raporun giriş yazısında kibarca, "Bunu, sizin tasarruf hakkınızı kullandığımız şeklinde yorumlamayın, size bir yardım kabul edin" deniliyordu.Bülent Ecevit, yeni kabinenin 35 yaşındaki Çalışma Bakanı'ydı.Göreve gelir gelmez, bu raporu masasında buldu.Üzerinde, "Devletin Doğu ve Güneydoğu'da Uygulayacağı Kalkınma Program Esasları" yazıyordu.Son derece ayrıntılı hazırlanmış rapor, bazı radikal çözüm önerileri getirirken, sonraki yıllarda uygulanacak kimi politikaları da adeta haber veriyordu.


ECEVİT'İN CEVABI
Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim...
Ecevit, Çalışma Bakanlığı sırasında masasına konan Kürt raporunu alıp arşivine kaldırdı. Oradaki görüş ve önerilerin çoğuna katılmadığı biliniyordu.O rapordan 8 sene sonra yazacağı, "Pülümür'ün Yaşsız Kadını" şiirinde, Anadolu'nun bütün halklarını sahiplenecek ve "Türkiyeliliği" ile övünecekti.

Pülümür'ün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü

bir asa vardı elinde
bir solmuş krallığın
Kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o, bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk...

Yaşını sordum, bir giz gibi güldü
Koluma girdi bir soylu kadınca
Tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
Beni tek gözlü sarayına götürdü
Köy yapısı kulübesinin

Zamanı onda yitirdim ben
Yitik zamanlara onda eriştim
En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim...

'Devletin yerine ağa'
Rapora göre Doğu ve Güneydoğu'da dış tahriklerin de etkisiyle yurt bütünlüğünü bozucu bazı faaliyetlere teşebbüs edilmişti ve "bu durum, tahripkâr neticeler doğurma temayülü gösteriyor"du. Bunda, "devletin bugüne kadar izlediği tezatlı politikalar"ın da etkisi vardı. Bölge ihmale uğramış, otorite boşluğuna ağalık, şıhlık gibi "sosyal müesseseler" yerleşmişti. Hem bölge halkının devlete bağlılığı azalmış hem de bölgedeki ayırıcı faaliyetlere müsait bir zemin yaratılmıştı.

Nüfus kompozisyonu değişmeli
DPT, acilen "Doğu ve Güneydoğu Bölgesi için özel Kalkınma Planları" hazırlanmasını öneriyordu.Plandan şu yararlar bekleniyordu:
"a) Bölgede gelirin artmasını ve iyi dağıtılmasını sağlamak.
b) Bölgeye diğer bölgelerden nüfus çekmek veya bölge nüfusunun bir kısmını iktisadi teşvik tedbirleriyle- diğer bölgelere göndermek suretiyle, bölgenin nüfus kompozisyonunu değiştirmek.
c) Sosyolojik ve antropolojik araştırmalara dayanarak, bölgenin sosyal yapısını temsili sağlayacak yönde- değiştirmek..."

İttihat Terakki de düşünmüştü (1915 Ermeni Hicretini hatirlayin -Haydar Eren)
Kısmen İttihatçıların 1913-1918 arası uyguladığı yöntemi (Bu konuda bkz: Fuat Dündar, "İttihat ve Terakki'nin Müslümanları İskân Politikası", İletişim, 2001) çağrıştıran bu teklif, nasıl uygulanacaktı?Raporda bunun yöntemi ayrıntılarıyla ortaya konmuş.Rapordaki önerilerden bazıları aşağıda:

HİCRET ESASLARI
Kürtler, 'Türk çocuğu' bulunan yerlere...
ASİMİLASYON: Halihazır İskân Kanunu ve tatbikatını, tesbit edilen politika ihtiyaçlarını karşılayacak ve asimilasyon temin edecek şekilde incelemek ve tadil etmek...

HİCRET: Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü, Türk lehine çevirmek için, bölgelerindeki iktisadi şartların zorluğu karşısında başka taraflara hicrete mecbur kalan Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memleketin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskân etmek...

IRAK KÜRTLERİNDEN AYIRMAK: Türkiye'de kendilerini Kürt sananlarla İran ve Irak'taki Kürtlerin irtibatını kesme bakımından bölgeyi, kendilerini Kürt sananların çoğunluğunu dağıtmak üzere, sistemli bir şekilde bölecek iskân sahalarına ayırmak...

KONTENJAN KADRO: Bölgeden batıya ve batıdan bölgeye nüfus akışını temin maksadıyla, doğu ve batıda resmi ve özel sektöre ait sınai, zirai ve ticari tesislerin personel kadrosunun muayyen bir nisbetini, diğer bölge halkından olan işçiler için kontenjan olarak tefrik etmek...

MİSYONER YETİŞTİRMEK: Planlanan bölge okulları, köy okulları ve meslek okullarının faaliyete geçirilmesi... kız ve erkek misyoner yetiştirilmesi ve bunun için hususi müessese kurulması... Bölge halkından kabiliyetli ve küçükten asimile edilen gençlere yüksek tahsil imkanları sağlanması...

KÜRT MEMURLAR: Doğuya kendilerini Kürt sananlardan vali, kaymakam, hâkim, jandarma subayı, ordu subayı, assubay, öğretmen, memur gönderilmesi...

RADYODA PROPAGANDA: Radyo vasıtasıyla Türkçe güfteleriyle mahalli havaların çalınması ve mahalli radyoların, bölge için, propaganda uzmanlarından müteşekkil gruplar tarafından hazırlanacak programları yayması...

İNANDIRMA FAALİYETİ: Irk bakımından, Türk siyasi düzeninin kendi menfaatleri bakımından en elverişli, en emin ve en çok imkan sağlayan düzen olduğunu telkin eden bir inandırma faaliyetine girişilmesi...

TİYATROCULAR, ÂŞIKLAR: Uzmanlar tarafından hazırlanmış skeçler oynayacak küçük tiyatro ekiplerine, bölgenin lisanına vakıf saz şairlerine yukarıdaki fikirlerin aşılanması...

KÜRT MESELESİ YOKTUR: Dünya entelektüel muhitine Türkiye'de bir Kürt meselesinin mevcut olmadığının anlatılması...

DOĞUNUN TÜRK TARİHİ: Bir üniversiteye bağlı derhal bir Türkoloji Enstitüsü kurularak, kendini Kürt sananların menşelerinin Türk olduğunun ispat olunarak yayınlanması... Doğunun Türk tarihinin yazılarak neşredilmesi...

DAĞLI TÜRKLER: İslam Ansiklopedisi, Rus âlim ve politikacısı Minovski'nin tarafgirane bir surette, kendini Kürt sananların menşeinin İrani olduğunu iddia eden yazısını alarak, kendilerini Kürt sananlar kısmında neşretmekle, Lozan'da delegelere kabul ettirilen, kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olup, menşelerinin Turani olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında münakaşayı mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hatanın, derhal tashih edilmesi...

MENŞELERİ TURAN: Kendilerini Kürt sananların, menşelerinin Turani kavimlere dayandığı hakkında, çeşitli yönlerden arayışlar yapılmaya ve neticelerinin türlü neşir vasıtalarıyla yayılması..

SUNUŞ
Türk siyasi hayatının hafıza odasında
Bülent-Rahşan Ecevit çiftinin Oran'daki kütüphane evinin her tarafı kitapla dolu geniş bir salonu var.
Bu salonun hemen arkasında daha küçük bir oda bulunuyor.
Orada da raflar, raflarda dosyalar var. Dosyaların üzerindeki başlıklar, buranın Türk siyasi hayatının hafıza odası olduğunu kanıtlıyor:"MİT raporları... MGK tutanakları... 12 Eylül mektupları... Arayış yazışmaları... Kıbrıs-Yunanistan dosyaları... Ecevit'in mektupları... Ecevit'e yazılan mektuplar..."Kapağını kaldırdığımız her dosya, yakın tarihin bir başka karanlık köşesini aydınlatıyordu:
Biri Maraş'ın... diğeri Susurluk'un... bir başkası 12 Eylül adaletinin... Kürt meselesinin... ya da CHP içi bir çekişmenin...İki belgeselci, böyle bir belge deposuna buyur edilince ne yaparsa onu yaptık biz de:Ecevit'ten bazı belgeleri yayımlamak için izin istedik.İzin verilince de bu hafta çıkacak "Ecevit ve Gizli Arşivi" (İmge, 2008) başlıklı kitapta 100'e yakın belgeyi onun yaşam öyküsü içine yerleştirdik. Bu yazı dizisinde, Ecevit'i, kavgasını, öfkesini, yalnızlığını, yoksulluğunu belgeler anlatacak.Eminiz ki, belgelerin tümü yayımlandığında, gerçekler biraz daha su yüzüne çıkmış olacak.
Ecevit arşivinin önemli belgeleri kitapta yer alıyor
"Karaoğlan" belgeselini çekerken, Bülent Ecevit'in kişisel arşivinde bazı tarihi belgelere ulaştık.Hem yakın tarihe hem de Ecevit'in siyasi mücadelesine ışık tutacak nitelikteki bu belgeler, bu hafta İmge Yayınları'ndan çıkacak olan "Ecevit ve Gizli Arşivi" kitabında yayımlanacak.Ecevit'in paha biçilmez arşivinin en ilginç belgelerini bu yazı dizisinde ilk kez gün ışığına çıkarıyoruz.
-------------------------------

KİŞİYE ÖZEL
ZATA MAHSUS

T.C.
BAŞBAKANLIK
KANUNLAR VE KARARLAR
TETKİK İDARESİ

Karar sayısı .5/1108
KARARNAME SURETİ
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan 3 Nisan 1961 gün ve DPT-SPD-DG-2400 sayılı ilişik “Devletin Doğu ve Güneydoğu‘da uygulayacağı kalkınma programının esasları” adlı rapor Bakanlar Kurulunun 18 Nisan 1861 günü yaptığı oturumda müzakare ve kabul edilmiş ve
a. Mezkur esasların Devlet Planlama Teşkilatınca planlama, koordine ve tatbikinin yapılması,
b. Esasların yerine getirilmesi için DPT’nin ilgili Bakanlıklar mümessilleriyle kuracağı özel komisyonlarda programlaşan hususların Bakanlıklarca fiiliyat sahasına konulması,

18 Nisan 1961 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Devlet BaSkanı ve Başbakan Org. Cemal GÜRSEL
Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd. S. ULAY
Devlet Bakanı F.ÖZDİLEK
Devlet Bakanı H. MUMCUOĞLU
Adalet Bakanı E. TÜZEMEN
Milli Savunma Bak. M. ALANKUŞ

Içişleri Bakanı N. ZEYTİNOĞLU
Dışişleri Bakanı S. SARPER
Maliye Bakanı K. KURDAŞ

Milli Eğitim BakanıA. TAHTAKILIÇ
Bayındırlık Bakanı Prof. M.GÖKDOĞAN
Ticaret Bakanı M. BAYDUR
Sa. Ve Sos.Y. Bakanı R. ÜNER
Güm. Ve Tekel Bakanı F. AŞKIN
Tarım Bakanı O. TOSUN
Ulaştırma Bakanı O. MERSİNLİ
Çalışma Bakanı C. TALAS
Sanayi Bakanı V. K.KURDAŞ
Turizm Bakanı İmar ve İskan Bakanı C. BABAN R. ÖZAL

Suretinin aynıdır.
Haşim TOSUN (Kur.Alb. Politika D. Başkanı)

ESBABI MUCİBE
İnkilap Hükümeti 1108 sayılı Bakanlar Kurulu kararını çıkarıncaya kadar Doğu ve Güneydoğu bölgesinin yurdun diğer kısımlarına nazaran dikkati çekecek derecede ihmale uğradığını görmüş ve bölgede,devletin nüfusunu daha ziyade arttırmayı ,bölge halkını mevcut devlet nizamına daha sıkı bağlamayı,VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜN YEĞANE GARANTİSİ olduğunu idrak etmiş ve bunun tamini yolunu bulmak için Devlet Planlama Teşkilatına tetkik vazifeleri vermiştir.

Bu tetkikler neticesinde, mezkur teşkilatı tarafından ekteki rapor hazırlanmıştır.Bu rapor teklif edilen hususların ,kısa bir zamanda tahakkuk ettirilemeyeceği ve dlayosoyla tatbikatının birbirini takip eden Hükümetler tarafından icra edilebileceği anlaşılmış,bulunduğundan , kendisinden sonra gelen Hükümetlere ,bir muhtıra ile açıklanmasına zaruret hasıl olmuştur.

mes'elenin inkilap hükümetinin ,kendisinden sonra gelecek hükümetlerin ,tasarruf haklarını kullandığı gibi bir telakkiye yol açmaması ,teklif edilen tedbirlerin VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜN YEĞANE GARANTİSİ olduğu ve inkilap hükümetinin ,bu işte daha fazla gecikmiyerek ve modern devlet idaresindeki uzun vadeli planlama ihtiyacı zihniyetine uyarak, kendisinden sonra gelecek hükünetlere bir yardımı şeklinde kabul edilmesi temenni olunur.

SURETİNİN AYNISIDIR.

Haşim TOSUN
Kur. Alb.
Politika D. Bşk.

YARIN:BAŞBAKAN ECEVİT'E 1979'DA VERİLEN RAPOR: "Urfa'da halk devletle Apocular arasında kalmış. Kim ağır basarsa o tarafa kayacak."
-------------------------------

Daha fazla bilgi icin : http://demokrasidemokrasi.blogspot.com/2007/11/ulkuculerin-tarihi.html

2008-01-06

Devlet oyle dedi

ABD Howard Universitesinin siyahi profesorlerinden birisi birkac yil once bir kisim atalarinin gelmis oldugu Tanzanyaya bir seyahat yapmaya karar vermis. Bunu ogrenen PBS TV produktorlerinden birisi bu ziyareti belgesel haline getirmeyi teklif etmis.

“Şok oldum” sozleriyle baslayan belgeselde profesor Tanzanyanin Zanzibar adasinda bir sehirde dolasiyor ve yuzde yuz zenci olan insanlarla sohbet ediyordu. Her konustugu kisi “yoooo, ben Afrikali degilim, ben Fars’im (iranliyim) diyordu. Bir kafeye giriyor ve oradakilerde ayni seyi soyluyor, bir dukkana giriyor ve oradakilerdende ayni cevabi aliyordu.
Nasil oluyorda Fars oluyorsunuz? sorusunun cevabini ise kimse veremiyordu sadece “atalarimiz Fars” deyip geciyorladi. Profesor bir ikisi ile argumana girip “yahu kardesim senin derin benimkindende siyah… nasil kendini Fars olarak gorup –Afrikali- olani asagilarsin” diyorsada adamlar iddialarindan vazgecmiyordu.

En nihayet bir okul ogretmeni ile yaptigi roportajda isin asli ortaya cikar.
Ogretmen, bundan 400 sene kadar once bir fars gemisinin ada aciklarinda firtinadan dolayi batmasindan sonra 20-25 kisilik gemi tayfasinin adaya yerlestigini ve onlardan olan cocuklarin kendilerini babalarinin soyundan sayarak “Fars” oldugunu soylemesi ile baslayan bu furya yuzyillar boyu olan evliliklerle daha cogalmis sonucta adadaki herkes oyle veya boyle bu “Fars”larla bir kan bagi olusturmus. Ada halki onbinlerce Afrikali atasini reddedip, onlara karisan 20 kisiyi atasi addetmektedir… diyordu.
***

İTÜ öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder'in yazdiklarina ek olarak Anadolu insaninin bir baska karakteristigine deginmek istiyorum.
Akdeniz Anemisi diye bir hastaligi hic duydunuzmu bilmem. Bu hastalik genetik hastaliklarin en bariz olanlarindan biri. Bildigim kadariyla bulasiciligi olmayan fakat evlilikle devam eden bir hastalik. Bilimsel adi “Thalassemia” olup, tıpta Talesemi, halk arasinda ise Akdeniz Anemisi olarak geciyor. Ekteki fotograftada goruldugu uzere kirmizi kan hucreleri yuvarlak olmasi gerekirken hilal/orak/yarım ay vs gibi bozuk bicimde vucutta uretiliyor bu da daha sonra basta kansizlik olmak uzere cesitli rahatsizliklara sebep oluyor.
Bu hastaligin en onemli ozelliklerinden birisi –BOLGESEL- olmasi. Dunyadaki baska ulkelerde minimal oranda biraz gorulsede, cok buyuk bir oranda Akdeniz ulkelerinde var olmasi. Turkiyede Hataydan Izmire kadar olan kiyi seridinde her 8 kisiden birinde (%12), Kibrista her 6 kisiden birinde (%16), Yunanistan %12, Lubnan, Italya, Mısır, Ispanya vs. ulkelerdede benzeri rakamlarla varken ne Anadolu iclerinde, ne Kuzey Avrupada, nede Afrikada kayda deger oranda gorulen bir hastalik degil, Orta Asyada ise hic gorulmeyen bir hastalik.

Bilim adamlari bunu sebebinin binlerce senelik Akdenizli ortak atalardan geldigini ve hastaligin genetik olarak varligini surdurmesinin kacinilmaz oldugunu soyluyor.
Cok yakindan tanidigim Aydın’lı bir ailede de bu hastalik siddetli bir sekilde var ve sulalece surekli doktor gozetiminde yasiyorlar.
Isin garip tarafi ise bu aile illada okulda ogretildigi uzere Orta Asyadan gelen bir irkin torunlari oldugunda israr edip, Kibrisli, Yunanli vs gibi halklarla akrabaligini reddediyor.
***

Simsiyah derisi oldugu halde soyunu kucuk gorup kendini “Fars” ilan edenin dustugu komik durum ile nesillerdir Akdeniz Anemisi ile yasayanlarin kendisini Ergenekonlu iddia etmesinin komikligi arasinda hic bir fark yok.
Bu sakat zihniyete saplanip isin icinden cikamayan, Anadolulugundan utanip “aksini ispat ederim lan” diyerek gidip yine kendisi gibi Anadolulu olan Hrant Dink’i olduren O.S. lar oyle tek tuk degil… binler, onbinlerce. Tilki Ocaklari Dernekleri onlarla dolup tasiyor.
Yine milyonlarcamiz evimizde yada kiz alip verirken kim oldugumuzu gururla anlattigimiz halde, toplumsal mekanlarda basimizi onumuze egip sessiz, sakin bir sekilde bu gerceklerin inkari ile yasayip gidiyoruz.

Niye?

Devlet oyle dedi.

2007-12-10

SAHiP CIKMADIGIMIZ GECMiSiMiZ -2


Orta Asya'dan göç etme bir efsanedir.
ECEVİT KILIÇ/SABAH/10.12.07

İTÜ öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder Anadolu'nun 1071 sonrasında Türkleştiği savına karşı çıkıyor: Buradaki insanın tarihi 40 bin yıl öncesine uzanıyor..
Genetik teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler sadece geçmişe değil geleceğe de ışık tutuyor. DNA moleküllerinin dizilişi pek çok kişi ve ulus için hayati öneme sahip "nereden geldim" sorusuna da yanıt veriyor. Ancak Türkiye'de bu konuda kapsamlı bir araştırma yok. Amerika ve Avrupa'da Oxford gibi birkaç üniversite ve yüklü bir ücret karşılığı bazı şirketler bireysel gen incelemesi yapıyor. Bir de National Geographic dergisinin devam ettirdiği "Genografi" projesi var. Bu merkezlere son dönemde Türkiye'den de başvurular yoğunlukta. Derginin ve ilgili şirketlerin sitesine girenler bir DNA numune paketi ve şifre alıyor. Ortalama olarak 100 ile 450 dolar arası bir ücret ödeniyor. Gönderilen paketteki çubukla ağız içinin bir bölümü kazınıyor ve çubuğun üzerindeki DNA numunesine hiç dokunulmadan gönderiliyor. Merkezde bu parça inceleniyor ve başvuranın atalarının nereden geldiği tespit ediliyor. Türklerle ilgili tüm bu genetik araştırmaların sonuçlarını yakından takip eden bir isim var: İTÜ İnsan ve Toplum Bilimi bölümü öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder. Kaliforniya Üniversitesi'nde antropoloji (İnsan kültürü, toplumu, biyolojisi üzerine araştırmalar yapan bilim dalı) eğitimi alan Binder, ardından tarih ve genetik bilimler üzerinden akademik çalışmalar yürüttü. Genetik miras tıbbın konusu olarak bilinse de antropolojinin ilgi alanına giriyor. Binder ile Türklerle ilgili genetik araştırmaların sonuçlarını konuştuk.
GELENLER YÜZDE 10-15
* Genetik araştırmaların Türklerle ilgili ortaya çıkardığı en büyük sonuç ne? Türkiye'de yaşayan insanların büyük bölümünün 40 bin yıl önce de bu topraklarda yaşamış olmaları. Yani Türkler 1071 yılında Anadolu'ya gelmedi hatta 40 bin yıldır buradan kıpırdamamışlar. Bu topraklara aitler, Orta Asya'dan geldiği söylenenler buralı aslında.
* Orta Asya göçü olmadı mı? Oldu ama gelenlerin sayısı çok az. Gen araştırmaları bugün Türkiye'de yaşayan insanların ne kadarının Orta Asya kökenli olduğunu ortaya çıkartıyor. Buna göre Türkiye'nin genetik yapısı tarih öncesi dönemde bugünkü şeklini alıyor.
* Göç edenler ne kadar az? Bu rakam ortalama yüzde 10-15 civarında. Yani Orta Asya'dan bu topraklarda yaşayanların yüzde 10-15'i gelmiş ve nüfus yapısını da değiştirememişler. Hiç de Orta Asya'dan Anadolu'ya 'bir kısrak başı gibi uzanan' bir durum söz konusu değil. Orta Asya göçü bir efsane. Zaten gelen az sayıdaki insanın geni de çok daha kalabalık yerli toplulukların içinde kaybolmuş. Ayrıca gelenlerin Türk mü, İranlı mı veya Afgan mı olduğunu da bilmek çok zor.
* Neden zor? Genetik araştırmada etnik bir tanımlama söz konusu değil. Genetik dağılımın araştırılması Türklerin kökenlerinin araştırılması anlamına gelmiyor. Çünkü 'Oğuz geni' veya 'Türk geni' diye bir şey yok. Genetik araştırma her insanın kökeniyle veya soyunun bugüne kadar nerelerde bulunduğuyla ilgili veriler taşıyor.
'TÜRKLÜK' KÜLTÜREL KİMLİK*
'Türk geni yok' derken neyi kastediyorsunuz? Türklük bizim ürettiğimiz kültürel kimlik. Aynı şekilde Yunanlılık da Ermenilik de bir kültürel tasarım ve kurgu. Türklük daha modern bir kavram ve son 200 yılın ürünü. Bugün bu topraklarda yaşayan insanların tarihi binlerce yıl önceden başlıyor. Yani herkese Türk diyemeyiz, Türklük bugünle ilgili. Kavramları biz icat ettik, herkese Türk dedik. Bizden öncekilerin kim olduğunu bilmiyoruz bile. Biz Uygurlara Türk diyoruz ama onlar kendilerine Türk demiyor. Etnik kimliklerden çıkarak bir şeylere ulaşmak çok zor. Türk olmak için Orta Asya'dan gelmek gerekmiyor. Türklük çok daha sonra oluşmuş bir kimlik. Göçle gelenler 1100'lü yıllarda "Danişmentname" adlı bir eser yazmışlar ama içinde Türk olduklarına dair tek bir kelime yok. Türk veya Türklük kelimesini ilk kullananlar yabancılar oluyor. Bir de Göktürkler kendilerine Türk demişler.
* Göç edenlerin sayısı ve etkisi bu kadar az ise Özbeklerle, Kırgızlarla veya Türkmenlerle bağımız nereden geliyor? Gen araştırmalarında çıkan sonuç Türkiye'de yaşayanların hiç de Türkmenlere, Özbeklere çok yakın olmadığıdır. Hatta uzak da diyebiliriz. Akrabalık ilişkisi anlamında ise Türkiye'de yaşayanların biyolojik olarak Orta Asya'yla bağlantısı yok. Sadece göç eden küçük bir grubun var. Eğer illa ki kan bağı olarak tanımlamak istenirse böyle bir kan bağı da yok.
* Türk Cumhuriyetler'iyle bir bağlantının olmaması bilinen veya resmi tarihe çok ters... Evet, resmi tarih sorunlu. Gelişmeler de resmi tarihi çürütüyor ve bu durumu sorgulamamız gerekiyor. Çünkü genler Türkiye'de yaşayanlar ile Orta Asya'dakiler; Türkmenler, Özbekler arasında var olduğu söylenen biyolojik yakınlığı yalanlıyor. İnsanların kafasında bizim Türkmenlere, Özbeklere, Uygurlara hatta Moğollara yakın olduğumuz gibi yerleşik fikirler var. Buradan yola çıkınca sonuç şaşırtıcı oluyor.
* Bugün Türk dediğimiz insanlar Orta Asya göçünden önce de bu topraklarda yaşıyorlarsa o zaman bu coğrafyanın bilinmeyen bir tarihi daha yok mu? Bu çok önemli. Orta Asya'dan göç etmeyen yüzde 85- 90'ın anlatılmayan öyküsü ve öyküleri var. Orta Asya göçünden önce Anadolu'da yaşayanların bizimle ilgisi yokmuş gibi başka topluluklar olarak gösteriliyor. Bizim atalarımız olarak gösterilmiyor. Onlar vardı ancak göçle birlikte biz gelince gittiler gibi anlatılıyor. Ama bu araştırmalar bunun öyle olmadığını gösteriyor. Onlar bizim atalarımız.
* Peki, gen araştırmalarının sonucuna göre Türkler kimlere yakın? İranlılar, Ürdünlüler, Yunanlılar, Süryaniler. Türkiye ile İran arasındaki genetik mesafe Türkiye ile Türkmenler arasındaki mesafeden daha az. Bunun nedeni de Türkiye'deki insanların hep bu coğrafyada yaşamış olması. Mesela Rusya'nın denetiminde olan ve Türkçe konuşan Tuva Türklerinin Türkiye'deki insanlarla genetik bağlantısı yok. Ancak Türkiye, İran ve Yunanistan genetik açıdan birbirlerine ayrılmaz biçimde çok yakın. Renklere vurursak Türkiye, Yunanistan, İran ve Ürdün aynı rengin farklı tonları. Ama doğuya doğru geçtiğiniz anda renk değişiyor. Türkiye'de yaşayanların kökeni Ortadoğu ve Akdeniz olarak çıkıyor. Yunanlılar, Ürdünlüler, İranlılar, Süryaniler ile yakınız ve akrabayız. Ama bu kesinlikle İranlıların soyundan geliyoruz ya da İranlılar bizim soyumuzdan geliyor anlamına gelmiyor. Genetik açıdan birbirine benzer bireyler rahatlıkla farklı etnik grupların üyeleri olabilirler. Bu farklılığın kaynağı genler değil, kültürel yaklaşımlar.
* Kürtler ve Ermeniler genetik olarak Türklere ne kadar yakın? Kürtler de binlerce yıldır bu topraklarda. Ama bize İranlılardan ve Yunanlılardan daha uzak, Özbeklerden ise daha yakınlar. Ermenilerin durumunu tespit etmek çok zor çünkü tehcir olayı var. Ama genetik bağlantıya göre İranlılar, Yunanlılar ve Ürdünlülerden hatta Türkmenlerden bile daha uzaklar.
* Son dönemde gen araştırması yaptıran kişilerin sayısındaki artışı neye bağlıyorsunuz? Çünkü insanlar bugüne kadar belli kategoriler içinde genellendiler. Herkese Türk veya Kürt denildi. Ama tarihe ilgi artınca sahip olunan kimlikle ilgili tatminsizlik yaşanmaya başlandı ve daha derine inme ihtiyacı hissedildi. Modern yaşamın getirdiği bir merak. Bir de gündemdeki Kürt, Türk ve Ermeni tartışmaları genetik meraka neden oluyor. Ama genetik araştırma yaptıranlar Amerika'da daha çok. Türkiye'de yeni başladı ve yoğun. Avrupa'da ise pek ilgi yok. Çünkü onlarda soyadların 600- 800 geçmişi var. Bu da bir belirginlik ortaya koyuyor.
* Gen araştırmalarının sonuçları ne kadar güvenilir? Son derece güvenilir. Çünkü genler bir anlamda insanların kara kutusu. İnsanların son 60 veya 90 bin yılda izledikleri yollar saptanabiliyor. Daha önce eski insanların, tarihçilerin yazdıklarından yola çıkılıyordu. Genleri ise insanlar yazmıyor, insan etkisinden neredeyse bağımsız. Eleştiriler ancak yöntemler ve işlemlerde yapılabilecek hatalarla ilgili olabilir.